|
Erzurumlu Naim Hoca |
|
|
|
Yazar Selahattin ALTAŞ
|
|
Pazar, 23 Kasım 2008 |
(caymolasi.blogspot.com-sitesinden alınmıştır)
Naim Gölleroğlu Hoca emekli camii imamıydı. Bilgili, kültürlü bir insandı; özellikle tarih bilgisi çok kuvvetliydi. 69 yaşında akciğer kanserine yakalandığı güne kadar çarşıdaki 3 - 4 metrekarelik küçük dükkanında bakırcılık yaparak hayatını kazanıyordu. 4 yıl boyunca kanserle mücadele ettikten sonra 1999 yılının 13 Ekim günü, 73 yaşında vefat etti.
O kadar çok seviliyordu ki, istese bir tarikat kurup çuvalla para kazanabilirdi ama yobazlıkla hiç ilgisi olmayan, Atatürk ve Cumhuriyet aşığı bu değerli insan ömrünün sonuna kadar bakıra çekiç vurarak ekmeğini kazandı. Emekli maaşına ise el sürmüyor, Mehmetçik Vakfı'na bağışlıyordu. Dükkânının duvarında bir Atatürk resmi ve Türk Bayrağı asılıydı. Kendisini ziyarete gelenlere din değil, Kuva-yı Milliye'yi ve Atatürk'ü anlatırdı... Bölgede çok sevilen bir kişi olduğu için bakanlar, milletvekilleri, siyasi parti liderleri oy umuduyla sık sık kapısını çalarlardı ama hiçbirine yüz vermezdi. Hem şair, hem de nüktedandı; şiirleri ve nükteleri vefatından sonra kitap haline getirildi. Şiirlerinin çoğunu Atatürk için yazmıştı.
Vefat ettiği gün bütün Erzurum ağladı. Bir tane esnaf bile dükkânını açmadı. Türkiye'nin dört bir yanından gelen yüz binlerce kişi cenazesine katıldı. Kalabalık camiiye sığmadığı için cenaze namazı caddelerde kılındı. Başta Korgeneral olmak üzere 9. Kolordu Komutanlığı'nın tüm subayları da cenaze törenindeydiler çünkü rahmetli Naim Hoca gerçek bir Atatürkçüydü. Naaşı geçerken tüm askerler selam durdular ve üzerinde Atatürk resmi olan bir çelengi kabrine koydular. En büyük özelliği de "moskof" dediği komünistlerden aşırı derecede nefret etmesiydi, tüm Erzurumlular gibi...
İşte Naim Hoca'nın yaşadığı bazı olaylar:
********************************
Erzurumlu Naim Hoca yine hararetli bir vaaz veriyordu. Günah ve sevap konusunu anlatıyor, insanın günahı da, sevabı da bu dünyada kazanacağından söz ediyordu Konuyu anlattı anlattı, en sonunda şöyle dedi: - Bahın gözüm cemaat ! Günahnan sevap neye benzer bilirmisiz? Hani yeni çıhmış bir maçine varya, bankalara goymuşlar, bele gidir içinden para çekirsen.. Bu arada cemaatten biri "Hocam onun adı BANKAMATİK" diye ikazda bulundu. Naim Hoca tastik ederek: - Temam, işte o matik varya, ona gidir bir kart sohirsen sonra birgaç numara yazirsan. Eğer daha önce para yatırmışsan maçine hemen istediğin parayi verir. Yoh daha önce para yatırmamışsan, maçine sene diyir çi : "Ula gavat, sen ne parasi yatırdınki şimdi de benden isdirsen? Hadi ordan çekil!... " İşte sevapda buna benzer. Eğer bu dünyada sevap yaparsan , öbür dünyada garşına gelir. Yapmassan, heç bir şey bekleme!...
******************
Merhum birgün Erzurumsporun maçına gider, oynanan oyundan memnun değil fena halde canı sıkılır. Bir türlü maç istediği gibi gitmez tepki vermesi gerekiyor, bağırır çağırır olmaz canı fena halde sıkılan hoca yanındaki kişiye döner bir hışımla;
"Ula uşağ ne durirsen avu fitbolcilere bir sövsene."
Yanındaki adam bir güzel küfür yağdırır.
"Eferim ola şimdi rahatladım seni gidi hırpo seni başka zaman sakın bele küfür etme temam mi"
************
Erzurumspor 1.Ligde olduğu zamanlarda önemli bir maç var günlerden de cuma günü ve maç saati ile namaz saati çakışıyor. Kendisi de maçta, soruyorlar Naim hocaya;
" Hocam cuma namazını kaçırıyoruz"
Naim hoca ;
" Namazın kazası(telafisi) olur ama böyle bir maçın kazası olmaz "
**************
Bir gün camide vaaz verirken dar kotlar hakkında şöyle demiş: -Garilariniza gızlarınıza o daracık kotları giydirmeyin, ey cemaat herbiyerleri ortada. Cemaatten biri seslenmiş: -Ama Hoca, senin kızların da giyir. Hhoca: -He ama çokta yakışır bacaksızlara.
**************
Rahmetli Naim Hoca camide vaaz verirken, sırtını duvara ya da direğe dayayıp uyuyanlara kızar , sağ işaret parmağını sol dirseğine getirip şöyle dermiş : - Müslüman ahan bele gedayıf dolmalarıni götürirsiz, gelir camide de hır hır uyursiz, hele gahın uşah,gahın, ellem gullem etmeyin.
**************
Zamanın Diyanet İşleri Başkanı Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Erzurum'a gelmişken okuduğu medreseyi de ziyaret etmek ister ve Şeyhler medresesine gider.O sıralarda da Naim Hoca hem Şeyhler Camiinde müezzinlik yapmaktadır hem de yanındaki medresede talebe okutmaktadır. Uzun ağızlığına cıgarasını takmış, bir ayağını uzatmış, Hocanın verdiği selamı "elesine" almıştır. Gelen başında biraz bekleyince: -Gurban adın bağışla, der Naim Hoca. Başında bekleyen: -Ömer Nasuhi Naim Hoca'da jeton düşer gibi olur. -Bülmeni de var mi? -Evet. Naim Hoca yerinden fırlar ve Ömer Nasuhi Hocanın eline uzanırken: -Buyurun ceneze namazına, der.
**************
Teravih namazı sırasında gürültü yapan ve hocadan evvel veya sonra secdeye varan; caminin mahfel denilen üst kısmındaki kadınları şöyle uyarır Hoca:
-Mahfildeki garılar, ele tek tek yatıp galhmak yok. Bundan sonra bennen yatıp, bennen bereber galhacahsız!
*************
Bir Ramazan günü Erzurumlu iki arkadaş Naim Hoca'ya giderek bir mesele danışırlar. Ramazanın ortasında Antalya'ya gidecek olan bu iki arkadaş, denize girerlerse Oruçlarının bozulup bozulmayacaklarını öğrenmek isterler. Hocaya : - "Hocam, acaba Ramazanda denize girersek orucumuz bozulur mu bozulmaz mı?" diye sorarlar. Naim Hoca, her zaman ki haliyle önce gözlerini büzer ve düşünür, sonra da şu cevabı verir: - Uşah Ramazanda siz denize girersez orucuz bozulmaz, ama deniz size girerse orucuz bozulur.
***************
Erzurumspor yenilirse küme düşecek, berabere kalır ya da yenerse ligde kalacaktır. Hoca'dan dua etmesini isterler: - Hocam bi dua et de takım yensin, heç degilse berabere galsın. Hoca dua eder. Maçın 90 dakikası berabere biter ama Erzurumspor uzatmalarda bir gol yer ve küme düşer. Taraftarlar: -Ne biçim dua ettin" diye Hoca'ya çıkışırlar. Hoca: - Ula uşah ben 90 dekke için dua ettim. Ne bülim gavat uzadacah!.
*****************
Bir keresinde Erzurumlu Naim Hoca çıkmış vaaz kürsüsüne, başlamış guslün farzlarını anlatmaya. Farzlardan ikisi aklına gelir, üçüncüsü gelmezmiş. Naim Hoca Erzurum şivesiyle kürsüden cemaate sorar:
"Söyleseniz be zemaat, öbürü neydi?"
*******************
Ceviz Kabuğu programında sık sık "Hele bi dal cugara verde içek" deyip, tek ayağını altına alıp bir türlü edememiştir.
*******************
Yıllar önceydi. Merhum Naim Hoca'nın dükkanı soyulmuş dediler. Geçmiş olsun demek üzere; iki kişi otursa yeni gelen üçüncüye yer kalmayan- minik dükkanına uğradım. Her zamanki gibi neşeliydi, yine nükte ve beyitleriyle karşıladı. Doğrusu şaşırmıştım. Üzerinde, para pul altın nesi varsa içinde yer alan minnacık kasası da götürülen, Erzurum'un millî şahsiyetlerinden Naim Hoca'da, hiç de soyulmuş adam havası yoktu. Ben geçmiş olsun dedikten sonra hayretimi de dile getirdim ve sebebini sordum.
-Varisler üzülsün! dedi, Allah rızkımı hep verdi, yine de verecektir. Fazlası onlara kalacaktı.
Meğerse bu, üçüncü soygunmuş. Geçen yıl rahmetli olunca bir vesile ile bu hatıramı anlattığım zaman sohbette hazır bulunan bir Erzurumlu, Naim hoca'nın ölümünden önce, dükkanının sekizinci sefer soyulduğunu ilave etti. ( Bu anı sayın Prof. Dr. İbrahim CANAN aittir. Naim hoca bir gun cuma namazinda hutbe verirken hep erkeklere taş attar. Cemaat dan birisi : Hocam o kitap ta karılara birsey yohmi dedi Hoca : dur ahan bu sayfayi cevürum onlarin da ...... Naim Hoca bir gün vaaz ederken cemaatta sürekli olarak söyledikleri hakkında gülüşmeler olunca dayanamaz -"Gülün oğlum gülün, Berber Naim'den Hoca sizden de cemaat olursa daha çok gülersiz" | Cuma Günü Kabir Azabı Yoktur!! | Naim Hocaya gelir bir adam."Hocam" der. "Benim babam Cuma günü öldü. Diyorlar ki Cuma günü ölene kabir azabı yoktur. Doğru mu?" Naim hoca doğru olduğunu, ölenin kabir azabı çekmeyeceğini söyler. Adam devam eder: "Ama hocam, benim babam üçkâğıtçının tekiydi. Milleti dolandırıp dururdu. İçki, kadın ne dersin hepsi vardı!" Hoca şöyle der: "Doğrudur! Cuma günü kabir azabı olmaz ama hele bir Cumartesi olsun, onun anasından emdiği sütü burnundan fitil fitil getirirler" Naim hocaya sorarlar: -Denize girsek orucumuz bozulur mu? Hoca cevap verir: -Ula uşah, Remazanda siz denize girersez orucuz bozulmaz. Amma deniz size girerse orucuz bozilir. Ona göre... Bir gün cemaat Naim hocaya gelir -Hocam namazı hızlı kıldırda Erzurum spor maçına kavuşalım der. Hoca; -Tamam Der namaza başlarlar Naim hoca öyle hızlı kıldırırki dua falan okumaz sadece yat kalk sağa selam verir sıra sola gelir selamı öyle bir uzatır ki cemaat dayanamaz sorar. —Hocam ne oldi niye bele uzattın... -Ula uşah susun radara yakalandıh (Solda müftüyü görür) Gullebi yine arkadaşları ile zil zurna sarhoş taksi ile mahallenin ucunda bırakırlar. Tabi Gullebi yalpalaya yalpalaya eve giderken sokağın ortasındaki belediye çukuruna düşer. Oradan bir türlü çıkamaz. Sabaha kadar bağırır ama nafile. Hiç kimse duymaz. Sabah namazı için camiye giden cami imamı bu iniltiye kulak verir. Çukura kadar tedirgin birşekilde yaklaşır birde ne görsün bu Gullebi değil mi. İmam -“ula ne işin var senin burada” -“Heç düştüm hocam bi zehmet çıhart beni buradan” -“Tamam çıhartırım ama bi şartım var. Bundan sonra bi daha zıkkımlanmayacaksan tamam mı? Gullebi bir sağa bakmış bir sola bakmış, sonra ağlayarah -“Yav başga müslüman yohmi beni çıhardacah” diye bağırmış. Gullabi Turan Erzurumda paytonculuk yapan bir gariptir. Birgün durakta beklerken yanına şişmanmı şişman bir adam gelir ve "Beni şu yokuşun başına kadar çıkarıver" der. Gullabi bir şişman adama bakar birde cılızmı cılız atlara ve eğilir adamın kulağına yavaşca "Ağabey atlara görünmeden arkadan bin " Gullebi Turan uçakla İstanbul’a gitmektedir. Uçak havalanır ve uçmağa başlar. Bir ara cam kenarındaki koltuktaki adam kalkar tuvalete gider Gullebi de adamın yerine oturur. Bir müddet sonra koltuğun sahibi gelir ve: Kardeşim burası benim yerim lütfen kalkar mısınız? Der. Gullebi gayet sakin bir şekilde “valla ağabeyi ben seni demin indi sandım” der. Gullebi Turan Numune Hastanesi civarında dolaşırken bir arkadaşına rastlar, arkadaşı biraz telaşlıdır. Turan arkadaşına hal hatır sorarken, arkadaşının annesinin hastanede yattığını öğrenir ve birlikte arkadaşının annesini ziyaret için Numune Hastanesine giderler. Hal hatır sorduktan sonra Turan yaşlı kadına sorar; -Eze beni tanirmisan? Yaşlı kadın cevap verir; -Yoğ oğul tanımiram. Turan yine sorar -Eze geçen sene güzün gelip oğlunla bağçadaçi odunlari kırdığ, sende bize çay yaptın içtiğ; Yaşlı kadın;Yoğ oğul seni hetirlemedim. Deyince Turan dayanamaz, arkadaşını dürtükleyerek; -Oğlum gah gidağ, bu hatun senin anan degil, senin anan olaydi beni tanırdi der Erzurum Belediyesinin kuruluş yıllarında fahri olarak her işe koşuşturan Cafer Aga'nın bu gayretkesliğini ödüllendirmek için Ankara'ya gidecek heyete onu da yazmışlar. Cafer Aga bu haberden çok memnun olmuş. Öyle ya ekabir-i memleketten olmasa heyete adını yazarlar mı? Cafer Aga o aksam eve her günkünden farklı bir havayla gelince hanımı merak edip sormuş: -Cefer, o gözel sufatın niye ele töhmüs, mosolun asmıssan, bişeye mi sinirlendin? -Ben sinirlenmim kim sinirlensin! Bihdim usandım. Sohahlar mi temizlenecah, gel Cefer Aga, çölpühler mi payhlanacah, gel Cefer Aga. Sindi de Engere'de hökümatin isi bozulmus, gel Cefer Aga! Gullebi Turan sinirlidir ve küfretmeye başlar... Arkadasi sorar... -Niye küfrediyorsun? -Niye küfretmiyim abi! Adam bene borcuni vermeden geddi. -Adama küfrediyorsun da, adam burda yok. Geçen hafta öldü. Hem ettiğin küfürler kendisine gitmez ki!O kadar küfür et dur ki... Iyice kizar Gullebi... -Niye, der -Fatiha oğirığ gidiiiir !? Gullebi Turan'ı dostları sık sık alıp uçakla Ankara'ya İstanbul'a götürürler. O yıllarda uçağa binip yolculuk yapmak önemli bir ayrıcalıktır. Uçak biletleri çok pahalıdır. Bu nedenle uçakla yolculuk yapan Gullebi sağda solda hava atar. Arkadaşlarından biri sorar: Ola Turan, sen uçaknanele çok gezirsen, heç yorilmirmisan? Turan, havasına devam ederek cevap verir: Yoh gardaş yoh. Ee uçak ele güzel araba ki, yiyir içirsen. Güzel hoşgezler (hostes) var onnar sene ele ey bahirlarçi. Gah diyirsen su, guh diyirsen bişey getirirler. Yanlız uçak İlice ( Ilıca ) rampasına doğri yanaşırken benim nefesim birez daralir. Gullebi Turan bir gün Üniversitenin öğrenci işlerinde otururken içeriye Üniversite Rektörü girer ve doğal olarak herkes ayağa kalkar, tabi Turanda ayağa kalkar. Rektör orada bulunanlarla selamlaşır ve oturmalarını söyleyerek oradan ayrılır, Turan orada bulunanlara sorar; -Uşağlar bu kimidi. Orada bulunanlar Rektör olduğunu söyleyince, Turan: Torpağ başşıza oğlum, ben zanettimçi Müdür celdide ayaği ğahdız, Rectörde çimimiş. www.hikmettoprakci.com sitesinden alınmıştır. |
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 05 Ocak 2009 )
|
|
|