Ahmet OLGUN’un yazmış olduğu DİKEN ÜZÜMÜ kitabının içinde yer alan öykülerden bazılarını bu sitemizde yayınlayacağız. Okumaktan mutlu olanlar aşağıda belirttiğimiz adresten isteyebilirler.Bize sorarsanız tavsiye ederiz. |
|
Ahmet OLGUN |
İlköğretim Müfettişi/Antalya |
Tl:0505.758 29 14 |
|
Kitapta yayınlanan öykülerin içinde şiirlere de yer verilmiş.Önce bu kitaba adını verdiği öykü içinde geçen DİKEN ÜZÜMÜ öyküsü içindeki şiiri yayınlıyoruz. |
|
|
|
DİKEN ÜZÜMÜ |
|
Yüzünün benine benzersin |
Ne güzelsin,diken üzümü |
Derelerde , gölde bitersin |
Ne tatlısın ,diken üzümü. |
Renklerin benziyor kömüre |
Tadın değer ki bir ömüre |
Yanında kalayım ha bire |
Doyulmaz ki ,diken üzümü |
Kolların upuzun saç gibi, |
Yapraklar açılmış taç gibi |
Dikenlerin sivri uç gibi |
Elime batar ,diken üzümü |
Tadın damaklarda duruyor. |
Ham olanlar ağzı buruyor. |
Kollar üzümünü sarıyor. |
El değmez ki, diken üzümü. |
Rengin yetişince morarsın. |
Sen benim biricik sevgimsin . |
Üzümün avuç avuç yensin |
Tarlamda bit , diken üzümü |
Çiçeğinden arı bal alır. |
Senden yiyen yanında kalır. |
Kıymetini görenler bilir |
Sen bir teksin ,diken üzümü . |
|
|
Ahmet’in sevdiği sensin. |
Sen sevgilisine benzersin. |
Ekeyim gönlüme de yensin. |
Benim oldun ,diken üzümü. |
|
|
|
Bu şiir de kitabın başında yayınlanan kitabın içeriğini ve mutlu olmak için okumanın önemini anlatan eğitici şiiri: |
|
Arkadaş; |
Oku,dinle,anla ve gül. |
Bir kahkaha at arkadaş. |
Hayata koştur ona gel. |
Bir kahkaha at arkadaş. |
Gülmek sana yakışıyor. |
Sevdiklerin bakışıyor. |
Dertten için sıkışıyor. |
Bir kitap oku arkadaş |
Düşlerin sana ne diyor. |
Yıllar ömrümüzü yiyor. |
Bak Dünya yine dönüyor. |
Bir tebessüm et arkadaş |
Geçmezmiş gönül yarası, |
Kor, bize dünya parası |
Karın, canının yarısı, |
Birde oh çek be arkadaş. |
Yaşam çok kısa onu bil. |
Çalış ,gül ,eğlen ye, bol bol. |
Sen de OLGUN gibi şen ol. |
Diken üzümü ye arkadaş. |
|
|
|
Şimdide örnek öykülerden birkaç tanesini burada yayınlayalım ki kitap hakkında bilgi sahibi olasınız.İşte örnekler |
1.VEFA |
|
Bizim Toros’ lar da bir Yörük yaşıyordu. Bu yörüğün çok güzel bir devesi vardı. Onu ahırında besler,zamanı gelince işinde gücünde kullanır, bununla yaylaya göçerdi. Böylece mutlu yıllar geçirdi. Deve büyüdü, lök oldu, ahırda öttüğü zaman evi titretirdi. Evin pencerelerinde cam olsa ötüşü ile camları aşağı indirecek nerdeyse. Yörük de bu devesi ile gurur duyar, keyif alırdı. Devesine de canı gibi bakar,ona kıyamazdı. |
Yayla göçünde onu bir görseniz ? Devesini öyle süslerdi ki , gören “ Ah bu deve benim olsa!” derdiniz . Kulplu dokuma, ala çuvalların üstüne kilimleri atar, yuları ve kilimleri çeşitli renkte tokalarla süslerdi. Devenin başını zillerle, yükünü çan ve gübüdüklerle süslerdi. Göçün en önünden gider, bindiği eşeğe bağlar, her bakışında büyük bir keyif alırdı.Devenin yükü bir renk topu gibiydi. Oba arasında devesi ile ilgili konuşmalara bayılırdı. Deveyi gözü gibi bakardı. Bir defa güreşe bile götürmüş; ama kıyamadığı için güreştirmemişti. Yanında çok kıymetliydi. Hatta Alanyalı bir ağa “Senin deveyi ver. Alara da yüz dönüm bir tarla vereyim.” demiş. Yörük’te “Tarla benimle yaylaya gider mi ?” diye sormuş. O’ da “Gitmez .” demesi üzerine “ Öyleyse vermem” diye reddetmişti. |
Gel zaman ,git zaman hem deve ,hem de Yörük yaşlandılar. Eskisi gibi devenin ne gücü,ne ötüşü, ne de heybeti kaldı. Yıl yıl geriye gitmeye başladı. Dizleri tutmaz ,gözleri az görür oldu. Gözlerinden gelen ve kuruyan yaşlara sinekler çökmeye başladı. Burnundan sümük de eksik olmaz oldu. Kaburgaları sayılır oldu. Karnı çekildi. Boynu inceldi. O kütük gibi olan baldırları deynek gibi kaldı.Kulakları düştü. Ayakları inceldi.Bunu gören Yörük devenin heybetli ,şaşalı ve löklük dönemini düşünür,bu günkü durumu ile karşılaştırır, gördüğü manzaraya çok üzülürdü. Gerçi kendiside eskisi gibi değildi. Dizleri tutmaz gözleri dumanlı görür olmuştu.Gücü kuvveti yarıya inmişti. Nerdeydi, eski güç kuvvet ? Neşe ,zevk... |
Bir gün evinin çardağında otururken evin önünde oturan devesine baktı. Eski günleri hatırladı birden. Kendi gençliğini,devesinin gençliğini, ,yaylaya gidişini; göç yollarını ,devesinin yük götürüşünü o zamanki heybetini göç yollarındaki konak yerlerini ,türkü çağırışını,aşkını ve saltanatını düşündü. Çocukları geçti gözlerinin önünden. Oğlunun: |
-Bu gün ne yapacağız baba ? demesi ile daldığı hülyasından uyandı. Kendine geldikten sonra, |
-Oğlum, şu bizim deve yaşlandı. Evin önünde bu halde görülmesine dayanamıyorum. Ciğerim bal vermiyor bu durumuna. Ben bunun löklüğünü,gençliğini, güçlü oluşunu da gördüm. |
-Ne yapalım baba ? |
-Ne yapacağız oğlum? Beni yanına indirin. Bu deve ile helalleşeyim .Götürün dağın başına salıverin de gözümün görmediği yerde ölsün. Bu durumuna dayanamıyorum. |
-Olur, baba dedi oğlu. |
Babasının elinden tutarak devenin yanına indiler. Yörük canı ile uğraşan devesinin karşısına geçti. |
-Devem ; Sen benim çok kahrımı çektin. Sana çok yük vurdum. Gece demedin, gündüz demedin, soğuk demedin ; sıcak demedin ,aç kaldın,susuz kaldın,bana çok hakkın geçti. Gel seninle helalleşelim. Şu hakkını helal et , dedi. |
Deve ;şöyle sahibine baygın baygın baktıktan sonra derin bir iç çekti, yutkundu , konuşmakla konuşmamak arasında tereddüt ettikten sora; dile geldi. |
-Tamam da ; Beni eşeğin ardına bağlamadın mı ? .Hakkımı helal etmem ,dedi. |
Ortalık buz gibi oldu.Sözün bittiği yer işte burasıydı. |
|
|
|
|
|
2. BUNDAN AŞAĞI DÜŞENİN DE... |
|
Hasan Ali ,Anadolu köylerinden birinde çiftçilik yapan birisidir. Sabahleyin öküzlerini önüne katar, eşeğine tohumunu doldurduğu heybesini atar; üstüne de biner tarlasının yolunu tutardı. Sabahtan öğleye kadar çiftini sürer , öğleyin hanımının heybeye koyduğu azığını yer; küçük kabaktaki suyu içer , öğleden sonra çiftine devam eder , akşam tekrar aynı şekilde evine dönerdi. |
Bir sonbahar günü Hasan Ali ,güneşin burnu ile uyandı. Kahvaltısını kuru katık Allah ne verdi ise yaptıktan sonra eşi öküzleri ahırdan çözdü geldi. Eşeği kürtünledi. İçinde buğday tohumu olan heybeyi eşeğin üstüne attı. Hasan Ali eşeğe bindi. Eşine; |
-Haydi hanım Allah ısmarladık , dedi |
Eşi de: |
-Haydi Hasan Ali, güle güle git , güle güle gel,diyerek uğurladı. |
Hasan Ali ,yarım saat kadar gittikten sonra tarlaya vardı. Öküzler ve eşek zaten tarlayı |
bildikleri için gitmede bir zorluk çekmezdi. Zaten yazlık çift sürüyordu. Havalar iyiydi. İlkbaharın kokusu burnuna hoşnutluk verdi. Karşı tepelerden hayvan sesleri, çıngırak sesleri geliyordu. Ağaçlar büyüme peşindeydiler. Sabah serinliği ortayı kaplamıştı. Güneş tepelerden ilk ışıklarını üstüne savuruyordu. |
Islıkla öküzleri evleğin başında durdurdu. Eşekten indi. Tohum heybesini indirdi. Eşeği tarlaya yayılması için saldı. Köyde Sarı Ali’ye ağaçtan yaptırdığı kara saban ve boyunduruğu evleğin başına getirdi. Çift ipinin bir ucunu bir öküze, öteki ucunu da diğer öküze bağladı. Öküzleri bir hizaya getirerek boyunduruğu öküzlerin boynuna koydu. Zövle iplerini bağladı. Sonra sabanın okunu boyunduruğun kayışına geçirdi. İpin orta kısmını ilmik yaparak sabanın sapına bağladı. Övendireyi (embel) alarak sap tarafı ile sabana yapışan toprakları temizledi. Nasır tutan elleri ipte gavuş gavuş ediyordu.Bundan rahatsız oldu ki ellerine tükürdü ve birbirine sürttü. Avuç içlerini yağladı. Koca vücudunu sağa sola bükerek işe hazırladı. Üstündeki yamalıklı yün ceketini çıkardı . Biraz ilerdeki buynuz ağacının çatalına astı. Sonra ipleri çekerek : |
-Hooo’ öküzüm hooo ! dedi. |
Öküzler hareket etti. Tarlayı evlekledi. Sonra öküzleri bir ıslıkla durdurdu . Tohum heybesini omuzuna attı. Sağ eliyle heybeden aldığı tohumları avuç avuç evleği takip ederek tarlaya saçtı. Heybeyi omuzundan indirerek buynuz ağacının gölgesine koydu . Öküzlerin yanına vardı. Sabanın sapına yapıştı ve “ Haydi aslanlarım ! “ diyerek ipi çekti . Öküzler hızla harekete geçti. Tarlayı sürmeye başladı. |
Tarla sürüldükçe tohum toprağa karışıyor ve tarlanın boz olan rengi siyahlaşıyordu. Etraftaki serçe kuşları da sürülen arıkları takip ediyor ve gördüğü solucanları yutuyordu. Öğleye doğru öküzler yorulmaya başladı. Ara sıra solumaları artıyordu. Hatta biri bazen solumak için dilini bile çıkarıyordu. İşte o zaman dinlendirme zamanları geldiğini anlardı Hasan Ali. O günde öyle yaptı. Evleğin başında ıslığını çaldığında öküzler bir adım atmadan sanki firen yapmış gibi durdular. Halk arasında söylenen “ Yorgun öküze ıslık gibi. “ atasözünü doğrularcasına . |
Hasan Ali öküzler geviş getiresiye kadar dinlendirdi. Öküzün dinlenmesini geviş getirmesinden anlıyordu. Çift sürmeye öğleye kadar devam etti. İyice hem kendisi ,hem öküzleri yorulmuştu. Karnı da zil çalıyordu. Öküzleri ıslıkla evlek başında durdurdu. Övendireyi yere çaktı. |
Heybenin yanına yorgun adımlarla gitti. Heybeyi açtı . Her günkü gözünde ne azık vardı ne de su kabağı. Öyle canı sıkıldı ki , sormayın gitsin. Sabahleyin kendisi de nasıl olmuşta fark etmemişti. Heybenin iki gözü de tohum doluydu. Hanımına kızdı, kendisine öfkelendi. Canının sıkkısından heybeden aldığı bir avuç buğdayı rasgele toprağa savurdu. Uzaklara bakarak ne yapması gerektiğini düşündü. “İyi kötü,akşama kadar aç susuz idare edeyim. “diye düşündü. Sonra heybeden aldığı bir avuç buğdayı üfledi, tozunu uçurduktan sonra yedi. Gölgeye uzandı. Açlığı unuturcasına gözlerini yumdu. Uykuya daldı. Rüyasında: |
Eşinin azığı unuttuğuna üzüldüğünü, akşama güzel yemekler yapacağını gördü. Öküzün mülemesi ile uyandı. Güneşe baktı. Güneş bayağı sallanmıştı. Öküzlerde gevişiyorlardı. Demek ki iyice dinlenmişlerdi. |
Hasan Ali yerinden kalktı. Sabanın sapına yapışarak övendireyi aldı “ hooo!” diye bağırdı. Öküzlerin hareketi ile tarlayı sürmeye devam etti. Gün iyice sallandıktan sonra hal halden kesildi. Yorgunluktan açlığı bile unuttu nerdeyse. Öküzleri saldı. Eşeği yayıldığı yerden tutup geldi. Heybesini üstüne attı. Üstüne bindi. Öküzlerini de önüne kattı. Evin yoluna revan oldu. |
Hasan Ali ,eşeğin üstünde eve doğru ilerlerken aç olduğu için yiyecek hayelleri kurmaya başladı. İçinden kedi kendine ; “Ulan Hasan Ali, şimdi hanım bu gün azığı unuttuğuna üzülmüştür. Acıktığımı anlamıştır. Onun için evdeki tavuklardan birini tutmuş, kestirmiş ve pişirmiştir. Suyundan da bir çorba yapmıştır. Yer misin ?. Yersin yersin “ dedi kafasını sallayarak. |
Biraz gittikten sonra “Ulan Hasan Ali , hanım tavuğu tutamamıştır. Ama güzel bir kuru fasulye yemeği yapmıştır. Yanına birde soğan kesersin , of bee! Onu da yer misin ? Yersin yersin. “ dedi. |
Biraz daha gittikten sonra “Ulan Hasan Ali , hanım kuru fasulye yemeği yapmamıştır; Çünkü, fasulyenin haşlaması , maşlaması var. Onun yerine patates yemeği yapmıştır. Onu da yer misin ?. Yersin yersin. “ dedi. |
Böyle düşünürken bakmış ki evin önüne gelmiş. Eşekten indi. Hemen eve çıktı. |
-Hanım , yemeği getir , dedi. |
Hanım ,sofrayı serdi ve ortaya ,bulgur pilavı ile ayran koydu. Bunu gören Hasan Ali, elini yukardan aşağıya sallayarak; |
-Bundan aşağıya düşen Hasan Ali’nin............,dedi. Bir baş soğanı yumrukladı. Yemeğini iştahla yemeye başladı. |
3.KIBLE |
Akşam , Murat ağanın yanına komşu köylerden birinden Hüseyin amca misafir olarak geldi. Hoş beşten sonra oturdular . Köy yeri değil mi ? Çiftten çubuktan Sığırdan sıpadan bir fasıI hemen geçtiler. Hava da biraz soğuk olduğu için sobanın başına bağdaş kurup oturuyorlardı. |
Akşam yemeğini yediler. Murat ağanın komşuları da geldi . Lâfı kaynattılar. Murat ağa biraz masal falan anlattı. sonra uykuları geldi. Komşular gitti. Hüseyin amca , |
-Ben bir namaz kılayım,dedi. |
Kalktı ve abdestini aldı. Evin gelini de içteki odaya kendi dokudukları yeni namazlağıyı seriverdi ve çıktı. |
Murat ağa ; |
-Buyur Hüseyin amca burada namazını kıl , dedi. |
Dışarı çıktı. Hüseyin amca, içeriye girdi. Namazlağının serilişine göre ,yani püsküllü yeri kıbleye ,düz yeri ayaklığa gelecek şekilde durdu. Namaz yarıya doğru geldiği sıralarda, |
Murat ağa ayakyoluna giderken açık olan kapıdan içeriye bir göz attı. Ne görseniz beğenir- |
Siniz ? |
Hüseyin amca kıble diye tam kuzeye dönmüş namaz kılmaz mı ? şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi. Geriye döndü. İçinden “Elin köyünde olur bir deli,bunların köyüne var, al dön geri” |
Diye düşündü. Hüseyin amca geldi. Murat ağa; |
-Allah kabul etsin.Namaza nasıl durdun Hüseyin amca . |
-Namazlağının konuşuna göre durdum, |
-Gelin acele ile ters koymuş,kuzeye doğru durmuşsun . |
-Ben ne bileyim,ben devamlı kıbleye göre değil namazlağıya göre namaz kılarım,bu güne kadar da yanlış olduğunu söyleyen olmamıştı ,dedi. |
Murat ağa onu utandırmamak için kendi başından geçen bir olayı anlatmaya başladı. |
-Olur, Hüseyin amca böyle şeyler. Herkesin başına gelir. İnsan yaşlanınca başına daha neler geliyor. Bende geçenlerde hanımı dişi ağrıdığı için Alanya’ya götürdüm. Dişini çektireyim diye ...Vardık oraya .... neyse bir dişçiye gittik. Biraz bekledikten sonra dişini çektirdik... Onu götürdüm. Kuyular önü camisinin altına bıraktım... Ben gelesiye burada bekle dedim...Şöyle dolaşmaya gittim. Dalmış gitmişiz. Zaten bizde kafa mı kaldı ?.Onu gör ..Selam ver. Bunu gör.. Hal hatır sor derken .... O sırada benim yeğenlerden biri geldi arabayla... “Atla dayı köye götüreyim” dedi. Bizde atladık ..Doğru buraya... Avrat kuyular önünde kalmış..Kimseye demeden tekrar döndüm Alanya ‘ya ... Bereket versin biraz erkendi. |
Birde Cuma olduğu için araba bulundu. Ya ...Cuma olmasaydı.... İşte o zaman ayvayı yemiştik.Avrada çaktırmadan yanına vardım. Zavallı beni bekler. Ona hiç söylemedim. Oluyor bazen böyle dalgınlıklar. |
-Bu devirde insan kendini unutacak nerdeyse... |
-Vallahi öyle.. |
Evin salonundan bir ses geldi. |
“Yataklar hazır.” |
Hüseyin bey yatağına yattı.Yorganın altında “Hamama gittiğinde beline doladığı peştemali ayağında unuttuğunu, onun üstüne şalvarını giydiğini,bunu bir gün sonra tuvalete gittiğinde anlayabildiğini “ hatırladı.Utancından anlatamadı. Kendi kendine gülümsedi yatakta. Bunları düşünürken dalmış olacak ki ..Bir horlama sesi odaya yayılmıştı... |
|
4.KAÇIN PATLAYACAĞIM |
|
Ökmen , hasta olmuştu. Öksürüp aksırıyor,başı çatlayacak gibi ağrıyordu. Onun için doktora gitmeyi düşünürken ,dükkanın önünden geçen Doktor Ahmet Beyi gördü. Ona ; |
-Doktorum, gel bir şeyler içelim . |
Diye seslendi. Zaten doktorun evi aynı binada idi. Ara sıra da birlikte otururlar,bir şeyler içerlerdi. Doktor Ökmen’in lâflarına gülerdi. Onun için dükkana girdi. Ökmen bir tabure alıp oturması için uzattı. O da aldı ve üstüne oturdu. Hal hatır sorduktan sonra; |
-Doktorum; hiç halimi sormuyorsun ? Görmedin mi hasta oldum. “İyi olacak hastanın doktor ayağına gelir” derler. Tam zamanında geldin. Bana birkaç ilaç yazda alayım, dedi. |
Doktor, |
-Neyin var ?Diye sordu? |
Bunun üzerine Ökmen, |
-Başım ağrıyor,Vücudum kırık ve halsiz, terliyorum . öksürükte var. |
-Sen üşütmüşsün. Soğuk su içmişsindir,ceryanda da kaldıysan , soğuklamayı kapmışsındır. Bir ilaç yazayım da iç ,iyi olursun ,dedi. |
Çantasından çıkardığı kâğıda ilaçları yazdı . |
-Al bu reçeteyi, yazdığım ilaçları al , bu akşam iç ,dedi, |
Ökmen, reçeteyi alarak, |
-Sağ ol doktorum, ben bu ilaçları birazdan alırım ve akşam da içerim ,dedi. |
Ismarlanan kola geldi. Kolaları birlikte içtiler. Satışlardan ve günlük olaylardan konuşulduktan sonra Ahmet Bey evine çıktı. |
Ökmen de gidip ilaçlarını eczaneden aldı. Akşam eve giderken yanında götürdü. Yemeği yedikten sonra ,oğluna, |
-Ahmet bir bardak su getir , haplarımı atayım, dedi. |
Çocuk bir bardak su getirdikten sonra hapları sıra ile atmaya başladı . Sıra üçüncüsüne geldiğinde , baktı ki hap çok büyük. Durdu. Sonra şöyle bir evirdi ,çevirdi. |
“bu boğazdan geçmez, ama bir deneyeyim “ diye düşündü. Eşi bulaşık yıkıyordu . Oğluna, |
-Ahmet iki bardak daha su getir, bu hap bir bardakla boğazdan geçmez,dedi. |
Ahmet iki bardak su getirdi. Hapı ağzına koydu ve ileri doğru kaktıktan sonra suyu içmeye başladı .Ama ne oldu biliyor musunuz ? Bir çağıltı çöktü. Ağzından duman çıkmaya başladı. Acele ile suyu içtikçe Cağıltı artıyor, dumanlar da çoğalıyordu . Bunun üzerine paniğe kapıldı. Hapta tam boğazına gerilip kalmıştı. Birinci bardağı bitirince "“Hapa bomba konmuş “ zannederek, -çünkü o günlerde Malatya belediye başkanı Hamit Fendoğlu bombalı bir mektupla öldürülmüştü-, boğuk bir sesle, |
-Kaçın çocuklar ,ben patlayacağım, dedi. |
İkinci bardağı dikti. Çocuklar annelerinin yanına mutfağa koşarak, ağlamaklı bir sesle; |
-Anne babam patlayacak , dediler. |
Kadın heyecanla eşinin yanına koştu. Birde ne görsün “Kalsiyum Sandoz” adlı hapı |
Suda eritip içeceğine doğrudan atmaz mı ? ağlamaklı bir sesle Kocasına dönüp; |
-Bunu eritipte içecektin. Bu böyle içilir mi ? .Benim başıma daha ne işler getireceksin efendi ,dedi. |
Ökmen de bu sırada gurçadak diye hapı yuttu. Ağzından duman çıkmaya devam ediyor, karnından çığıldama sesleri geliyordu. Eşi kulağını karnına dayadı ve dinledi. Ses halâ |
devam ediyordu. Ökmen’in ise ağzından duman , sesler bitesiye devam etti. |
Sesler bitince rahatlayabildiler. Ondan sonra ilaç alırken nasıl kullanacağını mutlaka yazdırır 5.ASILAN KÖPEK |
|
Çocukluğumda , Ekiz askerden tebdil –i hava gelmişti. Hatırladığım kadarı ile l960 yıllarıydı. Evlerinde hasta yatıyordu. Hastalığı ile ilgili çeşitli söylentiler köye yayılmıştı. Önüne gelen bunu konuşuyor,yorum yapıyordu. Bu söylentilerden bazıları şöyleydi. |
“Kara sevdaya tutulmuş “ |
“ Verem olmuş” |
“ Delirmiş” |
“ Hilesinden yapıyormuş.” |
Gibi lâflar ortalıkta dolaşıyordu. Biz de bunları büyüklerimiz konuşurken duyardık. |
Hastaneye götürmüşler , doktorun verdiği ilaçlar tesir etmemişti. Kardeşleri ne yapacaklarını şaşırmış, derman arıyorlardı. Bazen de yattığı yerden ; |
“Mardin kapı şen olur. |
Dibi değirmen olur. |
Buralardan yar seven |
Vallahi verem olur” |
türküsünü söylerdi. Islık çalardı . Bu türküyü Mardin’de askerlik yaptığı için mi çağırıyor, yoksa birine aşık olduğu için mi çağırıyordu. İşte burası çözülmeyen bir bilmeceydi. Ama türküden sonra “İsim “ söylemesi aşkın pençesinde olduğunun bir göstergesi olduğunu şimdi anlayabiliyorum. |
Üç ay hava değişimine gelmiş, bir aydır yatıyor,fakat bir iyileşme belirtisi göstermemesi kardeşlerini farklı çareler aramaya yöneltiyordu. Halk arasında “ Eşeğini yitirene yol gösteren çok olur” derler. Hastayı görenlerden: |
“Bunda hoca derdi var, derin hocalara okutun şıp diye keser” diyene mi bakan ? |
Yoksa; |
“ Daha büyük yerlerdeki doktorlara götürün “ diyene mi ?, |
Yahut, |
“ Bunu köpek derisine katın, onun ısısı ile ayağa kalkar” diyene mi bakarsın ? |
Bunlardan son teklif köyde hemen uygulanacak bir çareydi. Kardeşi Kır Hüseyin’in de kafasına yatmıştı. Zaten çobancılıktan gelmesi ile de bu işlere yatkındı. |
Hemen köyden bir köpek ayarladı. Evlerinin önüne köpeği getirdi. Biz de çocuk halimizle seyirci olarak yerimizi aldık. |
Sarı bir köpeği buynuz ağacının dibine bir ipte bağlı olarak getirdi. Köpeğin derisini alacaktı . Fakat köpeğin derisini nasıl almalıydı. Köylüler toplanıp gelmiş, etrafı sarmışlardı. |
Her kafadan bir ses çıktı. |
“Köpeği buynuz ağacına asalım ,ölünce derisini alalım” |
“Köpeği tüfekle vuralım öldükten sonra derisini alalım” |
“Köpeği bıçakla keselim , ondan sonra derisini alalım” |
Kır Hüseyin, “ Köpeğin buynuz ağacına asılarak boğulduktan sonra derisinin alınması “ teklifini benimsedi . Bir tel bulup getirdi. Ekmek yemekte olan köpeğin boynuna teli geçirdi ve bağladı. Sonra telin diğer ucunu buynuz ağacının dallarından birinden geçirerek yavaş yavaş çekti . Köpekte ağır ağır yukarıya asıldı. Öyle bir an geldi ki |
Ayakları yerden kesildi. Tabii bu sırada vangıldadı ve kurtulmak için çırpındı. Ama asılmaktan kurtulamadı. Ben çocuk halimle titredim ve bulunduğum yerde dondum kaldım. |
Köpeğe öyle acıdım ki , gözümden akan yaşları kimse görmeden siliyordum. Belki herkes |
etkilenmişti ancak bir insanın canını bir tarafa koymuş, bir köpeğin canını diğer tarafa koymuş lar, insanın ki ağır basmış ta olabilir. Ben o zaman bunu düşünecek yaşta olmadığım için köpeğe acıyordum. |
Köpek dar ağacına asılan bir insan gibi çırpındı. Ön ve arka ayaklarını salladı. Sonra hareketsiz bir vaziyette kaldı. Bu zaman zarfında büyüklerden çıt çıkmadı. Ama içinden üzülenler yüzlerinden belli oluyordu. Bir müddet sonra etraftan yine fikirler ileri sürenler oldu. |
“ Köpek öldü “ |
“Köpeğin canı zor çıkar daha ölmedi” |
“Biraz daha bekleyelim de ondan sonra derisini alalım” |
diyenler oldu. Biraz daha beklendi. Köpekte canlılık belirtisi kesilince tel ağaçtan çözüldü. Köpek bir bohça gibi yere yığıldı. Ama gözleri halâ açıktı. Nefesini dinlediler, öldüğüne karar verdiler. |
Kır Hüseyin ,çebiç yüzer gibi arka ayaklarından başladı yüzmeye ... Ortadan deriyi öne doğru yardı.Köpeğin derisini yüzmeye devam etti. O Yüzerken diğerleri seyrediyordu. Bir tarafını yüzmüştü ki, ne oldu biliyor musunuz.? |
Köpek uykudan uyanır gibi doğruldu. Yüzülen yerlerini yalamaya başladı. Kır Hüseyin de şaşırarak geri çekildi . Ne yapacağını şaşırdı. Millet dona kaldı. |
“Köpek ölmemiş” |
“Zaten köpek zor ölür” |
“Bunun böyle olacağı belliydi” |
“Vursaydık keşke” gibi sözler birbirine karıştı.Her kafadan bir ses yükseldi. |
Bu tantanalar olurken evi yakın olan Velioğlu tüfeğini getirdi ve köpeği kalbinden vurdu. İlk yapılacak olan iş sonra yapıldı. |
Köpeğin derisi alındı ve Ekiz bu köpek derisine katıldı. Ekiz o hastalıktan iyi oldu . |
Ama köpek derisinden ama başka şeyden bilinmez. |
Aslı olan köpeğin asıldığıdır. |
Köye gittiğimde oraya her bakışımda içim sızlar. “Ne kadar cahillik yapılmış” diye düşünürken içimde bir sızı hissederim.Hayvan sevgisi ve hayvan haklarını hatırlarım.Bu olaya yanar, durum. |
|
BELKİ KEKLİK BU |
Topal Hasan alaca karanlıkta yola girmişti. Omzunda silahı,belinde kütüklüğü; ayağında çizmesi,arkasında çantası...Topallayan ayağını sektire sektire ...Topal olan tarafına |
Yata yata...Uzaktan kim olduğu belli olmayacak aksamasa...İçi umut dolu .Bu gün avlanacak. |
Hem çok avlayacak...İçinden geçen çok ...Basacaktı gördüğü kuşlara kurşunu . Kurşuna acımak yoktu. Parasını da düşünmeyecekti. N’olacak bir dal muz parası giderdi...Sırtındaki çantanın ağırlığını gittikçe farketmeye başladı. Gittikçe kuş sesleri arttı. Sabah ışıladı. Yarın başına varmıştı. |
Bir taşın başına oturdu.Uzaktan kekli,k sesleri gelmeye başladı. O tarafa yöneldi. Kendisi konar avcısıydı. İki saat öneceksin de bir keklik vuracaksın. Elin oğlu uçar avcısı.Kaçana da atıyor, uçana da ...”En iyisi uçar avcılığı “ diye düşündü. Şimdi tüfeklerde eskisi gibi değildi. Kırma tüfek. Birini attın mı ? Durup dolma tüfek gibi sıkılama zahmeti yok. Kır tüfeği ,sür sıkıyı... Oldubitti. Sağ olana daha neler tüfekler çıkarılır. |
Öten kekliklere yaklaşmıştı. İşi garanti etmek için kendisine ormanları, maldanlar siper ederek yaklaştı. Fakat uzaktı.” Biraz daha sokulayım, Ondan sonra atayım” derken onun öşeltisini fark eden keklikler “fıyyık” çalarak yarı boyladılar. Topal Hasan arkalarından baka kaldı. |
Biraz daha ekinliklerde yol aldı. Bir keklik sürüsünün harmanda yayılmakta olduğunu gördü. Onlara yöneldi. Sinerek yaklaşmaya çalıştı. Bu sefer keklikler onun tehlikesini günün burnu ile yansıyan gölgesinden farkedip uçtular. Uzakta bulunan ormanların içine kondular.Orayı iyice belledi. |
Koştu kekliklerin konduğu ormana ...Bir elinde tüfeği , öteki eliyle ormana taş atıyordu. Birden kekliğin birisi “Farrrradak “ uçtu.Taşı atıp öteki eliyle tüfeği doğrultasıya ormanı döndü gitti. Az ilerde ikinci kalkınca benzeri gözledi bastı tetiğe ... Keklikler eskisinden iyi kaçtılar. İkinci mermiyi süresiye hepsi kalkıp yar tarafına ölülerini attılar. Orada bulmanın imkanı yoktur. |
Yarın başından dolanarak doğuya yöneldi. Bu sırada öğle yaklaşmış ,karnı acıkmıştı. |
Öğle yemeğini av eti ile yemek istiyordu. Kendi kendine söz vermişti bir kere ...Bir çam ağacın tepesinde bulunan gök Kargaya sıktı. Onda karavana oldu. Kendi kendine öfkelendi... |
Kızdı ,köpürdü... |
“Vallahi...!...Bundan sonra önüme gelen kuşu vuracağım. Etini de öğle yemeği edeceğim.İster eti yenen kuş çıksın .İsterse eti yenmeyen kuş çıksın” dedi. |
Tam bu sırada biraz önündeki buynuz ağacının tam tepesinde Şahin gördü. Şahin o keskin bakışları ile etrafı gözetliyor,avını bekliyordu. Kafası radar gibi boynu etrafında dönüyor, ara sıra da ötüyordu. Kuş Topal Hasan’ı görmüş fakat bir tehlike sezmemişti. Bu güne kadar onlardan bir tehlike görmemişti. Hasan yanaştı. Tam kurşun çalımındaydı. Tüfeğini kuşa doğrulttu. Göz ,gez ,arpacık derken kuşu gördü. Elini titretmeden nefesini tuttu. Bastı tetiğe. “Gümmmm” Tüfek sesi yankılandı ,gitti.Ortalığı duman ve barut kokusu sardı. Kuş ise armut gibi yere düştü. |
Koştu Hasan yanfirik yanfirik. Çatını çeke çeke ... Avını avlamıştı. Kuşun canı çıkmadan çırpınırken eline aldı. Şahinin biraz önce radar gibi dönen boynu bir tarafa yıkılıverdi. Gözleri belerdi. Çığrındı. Açtı yumdu gagasını... Sonunda bildiğiniz gibi öldü . Hasan’ın yüzünü bir sevinç kaplamıştı. |
Az ilerdeki harmana vardı. Topladığı çalılarla bir ateş yaktı. Hemen oraya çömeldi.Başladı Şahinin tüyünü yolmaya...Tam bu sırada Köylüsü olan Hasan Ali geldi. O da ava çıkmıştı. Hasan’a; |
— Selamı aleyküm Hasan amca. Kolay gelsin. |
— Aleykümselâm. Sağ ol. |
— Bu ne vurduğun kuş? |
— Görmüyor musun? Ne vurduğumu. |
— Görüyorum da .. |
— Eeee..!. |
— Bu Şahin eti yenmez. |
— Neyin et yenir? |
— Kekliğin |
— Neden yenmeyecek ? . Adını koyarlarken sen de mi vardın ? Belki keklik bu. Dedi. |
Ahmet Ali buna cevap vermeden oradan uzaklaştı. Topal Hasan şahin etini ateşte kebap etti. Getirdiği yufka ekmek içine sararak iştahla karnını doyurdu. |
|
|
7.SEVİLMENİN BEDELİ |
Çocuk olup da civcivi sevmeyeni gördünüz mü ?. Göremezsiniz tabii. Hele bu çocuk köyde büyüyorsa ... Her gün tavuklarla ,civcivlerle ve diğer hayvanlarla birlikte büyür. Onlar yaşamının bir parçasıdır. Onlarla düşer kalkar. Onlarla oynar,onlarla eğlenir. Bazen tavuğun yumurtlamasını, bazen de ineğin sağılmasını heyecanla bekler. Onları beslemekten zevk alır. |
Ben de köyde büyüdüm. Büyürken hayvanlarla iç içe yaşadım. Onlarla yetiştim. Onları severek büyüdüm. Hele civcivlere bayılırdım. Gurk tavukları ,civcivleri ile çok besledim. Bunları tutup çok sevdiğim oldu. Sevgi de dokunmanın ayrı bir yeri vardır. Dokunma karşı varlık ile aradaki iletişimi,sevgi alışverişini, kuvvetlendirir.Ürpermeyi ve haz almayı arttırır. Onun için çocuklar sevdikleri şeylere dokunmak isterler. Bunu anlamayan bizler de “cız” deriz. “Uf elleme” deriz. Konuyu bilsek elini alır , o nesneye veya varlığa dokunmasını sağlarız. |
İşte çocukluk yıllarında iki tane gurk tavuğumuz vardı. Her tavuk ta 10-15 civciv çıkarmıştı. Onları çok seviyordum. Onların yemlerini ,sularını ben verirdim. Her gün tombullaştıkça gözüme bir başka şeker görünürlerdi.Hele analarının kanatları altına sokulmaları,”civ,civ.” Seslerine bayılırdım. |
Hatta dikkat ettiniz mi hiç. Civcivler biraz büyüdükten sonra anaları ayırmaya başladı mı ?. Kendi kendilerine karınlarını doyururlar. Ama yağışlı bir havada yine analarının kanatları altında toplanırlar. Demek ki hayvanların anası bile yavrusunun acı gününde yanında oluyorlar. Birde civcivlerini gurk tavuğun düşmanlarından korumak için ne yaptığını görmüşsünüzdür. O kubarışı,saldırışı ve çığrınışı ne kadar korkutucu.... |
Hele kekliğin yavrularını korumaya çalışması bir başka . Ne yapıyor ?. Kanatlarını açıp, çığrınarak uçamazmış gibi koşuyor. Dikkati kendi üzerine çekerek palazlarının kaçmasını sağlıyor. Sonra da kendisi uçuyor. İşte bu analık güdüsüdür. |
Bir akşam evimizin önündeki duvarın deliğinden civciv sesine benzeyen bir ses duydum. Ben de “Buraya sokulan bir civciv dışarı çıkamamış” zannederek, elimi deliğe soktum.. Elime gelen yumuşak şeyi tutmak isteyince elimi ısırmasın mı ?. Ağlayarak elimi çektim . Parmağımdan kan akıyordu. Meğer o delikte fareler dövüş ediyor, sesi onlar çıkarıyormuş. Bu civciv sevgisinden başıma gelmeyen mi kaldı. |
Küçüklüğümde civcivleri tutup sever sonra analarının arkasına salardım. Bir gün yağmurdan sonra anasından yeni ayrılmış bir pilici sevmek için tuttum. Onu öpüyor ,kokluyordum. Arada birde akan yağmur suyuna sokuyordum. Zavallı piliç benden kurtulmaya çalışıyor.”Cik..cik”diye bağırıyor, ben ise onu sevgimden dolayı salmıyor,suya batırmayı sürdürüyordum. Neden ? Çok sevdiğimden. |
Ama bir an geldi. Elimde severken pilicin boynu büküldü. Ağzını açtı ,yumdu.Can çekişiyordu.Ben onun bu halini görünce ağlamaya başladım. İlk defa elimde severken bir canlı ölmüştü. Benim sevgimi piliç canı ile ödedi .Olmaz olsun böyle sevgi. |
Bazı aileleri duyuyorum. Çocukları için : |
“Bizim tek çocuk .Onu çok sevdiğimizden kıyamıyoruz. Onun içinde okula göndermedik. Malımız mülkümüz var.Oralarda uğraşmasın” Ya.. Öyle mi ?. |
Öyleyse o kadar çok sevmeyin. |
.Benim pilici sevdiğim gibi. |
|
8.KARALAR |
|
Geçenlerde görevim icabı bir köye vardım. Okulda otururken okulun komşusu olan Mehmet Bey geldi. Elleri nasır bağlamış,yüzü güneşte yanmış, yorgun bir vaziyeti vardı Giyimi fakirliğini anlatmaya yetiyor da artıyordu bile . Yorgunluğu, ırgınlığı ve bıkkınlığı yüzündeki canlılığı almış götürmüştü. Yüzü simsiyah yanmıştı. Yoksulluk altında ezilmişti. |
Dağlık bir yerde kurulan köyüne birde hizmet gelmeyişi yoksulluğun tuzu biberi olmuştu. |
Hoş beş ettikten sonra ; |
-Mehmet Bey,bu köyün adı neden “Karalar “ konmuş ,dedim. |
Bana gözlerini dikerek “ Görmüyor musun “ der gibi baktı. Sonra içini çekerek aklına gelen bir şeyi söylemekten vazgeçtikten sonra ; |
-Anlatayım... Bu köy Konya ‘nın Koçer Yörüklerinden 400-450 sene evvel gelen küçük bir aşiretmiş. Buraya yerleşmişler. Deniz kenarları o zaman sıtma yatağıymış. Yazın da yaylaya göçüyorlarmış. |
O tarihlerde bizim köylünün birisi horantası ile yaylaya göçüyormuş. Köyün yanında , atlı Osmanlı Zabitleri ile karşılaşmışlar.Zabit başı,bizim köylüye: |
-Adın ne ? |
-Kara Ali, |
-Babanın adı ne ? |
-Kara Mehmet, |
-Ananın adı ne ? |
-Kara Fatma, |
-Şu devenin adı ne ? |
-Kara Lök, |
- Yükü ne? |
- Kara buynuz. |
- Peki,bu eşeğin adı ne ? |
- Kara eşek. |
- Amca senin ağzından “ Karadan” başka bir kelâm çıkmıyor |
Demesi üzerine atlılardan biri; |
-Karalara mı düştük demiş. |
Bunları dinleyen diğer atlı,köylüye dönmüş, |
-Peki amca ,ya hatunun adı nedir ? |
-Kara Ayşa, deyince , |
-Bari “ZİFT” olun, demiş. |
Diğer atlı; |
-Adınızı Karalar koyun da bu iş tamam olsun ,demiş. |
Bundan sonra köyün adını ,köy halkının da kara olması dolayısı ile “KARALAR “ koymuşlar. Ama köyün adının Karalar olması önemli değil de bahtımız kara olmasaydı, dedi. |
Bilmem bahtları kara ,bilmem bahtları karartılmış.Asıl olan karalar içinde hayatlarını sürdürdükleridir. |
- Mehmet Bey ,buraların kendisine has türküsü , geleneği yok mu? demem üzerine,öğretmenlerden biri , |
-Mehmet amca bu köye ait bir türkü var. Onu ,düğünlerde çok güzel söyler. İsterseniz bir söylesin de dinleyelim. |
Mehmet amca biraz naz ettiyse de ,yanık bir sesle; |
|
|
|
|
-Eşgi limon ,tatlı nar Yoğurdun üstü gaymak |
Niye küstün nazlı yar. Yaladım barmak barmak. |
Sen küsersen ben küsmem Yeniye bir yar sevdim |
Elbet bunda bir iş var. Altı garış,üç parmak |
|
Elma attım karşıya Gelemem ben gelemem ben |
Vardı gitti çarşıya N’oldu sana bilemem ben. |
Manavlı’nın gızları Aç gaytanı ,soy mintanı |
Gider, bir okkacık turşuya. Yar yanına gelem ben. |
|
Deyip kesti. Biz yolumuza devam ederken arkada , karalar içindeki Karalar kayboldu. |