Anasayfa arrow Sitenin Bütün Başlıkları-İçerikleri arrow MÜFETTİŞLERİN KALEMİNDEN
MÜFETTİŞLERİN KALEMİNDEN Yazdır E-posta
Yazar Selahattin ALTAŞ   
Perşembe, 29 Kasım 2007

Değerli Meslektaşlarım,Sample Image

Milli Eğitim Müdürlüğümüzün düzenlediği “Intel Gelecek İçin Eğitim Kursunda" aldığım temel bilgilerle yola çıkarak tarafımdan amatörce başlanan,siz ve değerli eğitimcilerin görüş, öneri ve katkılarıyla gelişip, olgunlaşma yolunda olan  bu sitede,“Müfettişlerin” kaleme aldıkları makale, öykü, eğitim öğretimle ilgili yazılar, düşünce yazıları, fıkra, şiir vs. gibi yazılar için bu bölüm ayrıldı. Arzu edenlerin söz konusu yazılarını,“Word” ortamında yazılmış dosyalarla göndermelerini önemle arz eder,saygılar sunarım.                                                                                                             S.ALTAŞ

 
Cezaevinden Öğretmene mektup! "Suçlusun Öğretmenim!"
Yeni bir yazı yazmak için bilgisayarımın başına oturunca, önce maillerimi kontrol ettim. Kısa da olsa hepsine cevap verdim. Son maili okurken yazmayı düşündüğüm tüm bilgiler kafamdan silindi gitti. "Bu maili köşeme taşımak zorundayım!" diye düşündüm. Eski bir öğrencim internetten bulduğu bir yazıyı benimle paylaşmış.
Lütfen hiçbir meslektaşım alınmasın! Amacım kimseyi yaralamak ya da suçlamak değil. Bu mektupta anlatılanlara birçoğumuz yabancı değiliz. Bugün hala bu hataları yapan Öğretmenler var mı bilmiyorum?
Cezaevinden bir mahkûmun ilkokul Öğretmenine yazdığı bir mektubu paylaşacağım sizlerle. Mektup hakkında hiçbir yorum yapmak istemiyorum. Mektubun tek bir satırına bile dokunmadım. Sadece okurken içimi acıtan ve dikkatimi çeken cümleleri kalınlaştırdım.
İşte Mektup;
Öğretmenim çok suçlusun.
Dün selamını aldım Öğretmenim. Eğer hapishanede olmasaydım gelip hem elini öper, hem de bu sözlerini yüzüne söylerdim.
Sen çok suçlusun öğretmenim.
Bana kızmışsın, eleştirmişsin. "Böyle bir insanın öğretmeni olduğum için utanıyorum" demişsin. Doğru söylemişsin. Benim gibi bir insan yetiştirdiğin için gerçekten çok utanmalısın. Çünkü ben gururlanacak hiçbir güzel şey yapmadım. Aileme, çevreme ve  sevdiklerime zarar verdim, kötü işlere bulaştım. Sonunda da hapse girdim.
Ben iyi bir insan, faydalı bir kişi olamadım. Bu doğru. Ben de kendimden memnun değilim. Çevredeki insanlar tarafından dışlanmak, horlanmak ve kötü bir insan olarak görülmek elbette ki, insanı memnun etmez. 
Ama öğretmenim, benim bu kötü ahlakım ve yanlış davranışlarımın sebebi sensin.
Sen çok suçlusun öğretmenim.
Beni okutan, beni eğiten ve bana şekil veren sensin. Sana baktım, örnek aldım. Ne verdiysen o oldum. Seninle beş yıl aynı okulu paylaştım, sonra da mezun oldum. Hatırlar mısın maceralarımızı, hatırlar mısın bana yaptıklarını?
Gel birlikte hatırlayalım da neden suçlu olduğunu söyleyeyim.
Annem yoktu. Evimizdeki ikinci anne de beni istemiyordu. Ailede hiç huzurum ve rahatım yoktu. Her şeyi eksik ve noksan yapıyordum, verdiğin görevleri de bu yüzden yerine getiremiyordum. Benim zor hayat şartlarımı bildiğin halde asla anlayışlı olmadın, hep üzerime gelip, çok ağır, çok ezici ve gururumu kırıcı hesaplar sordun. Beni hem sevgiden, hem okuldan, hem de toplumdan soğuttun.
Neler mi yaptın?
Annem olmadığı için temiz ve tertipli olamıyordum. Benimle her sabah bu yüzden alay ederdin. Ya kirli ve yırtık pantolonumla, ya kirli ellerim ve uzamış tırnaklarımla, ya da bakımsız yüzüm ve saçlarımla alay ederdin. Nasıl ezilip büzülürdüm, küçülürdüm ve sana içten bilenirdim.
Ödevlerimi yapmayınca, elindeki cetvelle vurmadığın ve acıtmadığın yer kalmazdı . Dayanamayıp ağlayınca da "Erkekler ağlamaz" derdin. Bu yüzden, okula gelmek bana işkence olurdu. Zaten huzursuz evden bir an önce kaçmak, kendimi dışarı atmak isterdim. Tek sığınağım okuldu. Okulu da sen bana dar ederdin, senin yüzünden geldiğime pişman olurdum. Bu yüzden bütün insanlara, herkese isyan eder, asi olurdum.
Bir gün beni babama şikâyet etmişsin: "Ders çalışmıyor ve çok yaramazlık yapıyor" diye... Babam beni ölesiye dövdü. Babamın o ölesiye dayağına değil, senin şikâyetine içerledim.
Ah öğretmenim sen çok suçlusun.
Ne olurdu öğretmenim bana bir güler yüz gösterseydin, hal-hatırımı sorsaydın, yanağımı okşayıp, bir sevgi gösterisi yapsaydın ve beni kendine bağlayıp, nasihatler etseydin.
Neden bunları benden esirgedin?
Hâlbuki sana sığınmayı, senden yardım beklemeyi ne kadar istemiştim? Ah beni bir kez koruyup kollasaydın, belki de o isyan ateşi yanmadan sönecekti.
Beni kaç kez sınıftan kovdun, onurumu beş para ettin. Arkadaşlarımın önünde benimle alay edince ve onların da bana gülüşlerini görünce, kaç kez ölmek istemiştim.
Kısacası, sen bana iyi bir model olamadın, örnek bir öğretmenlik sunamadın. Benim toplum için zararlı olmama zemin hazırladın. Bir anlamda ektiğin tohumlar, ruhumda isyan meyvelerini verdi. Sonra da hem kendime hem de çevreme zararlı bir insan olup, çıktım.
Sen çok suçlusun öğretmenim.
Benden o şefkati esirgemeseydin ne olurdu? Bana da bu acıyı yaşatmasaydın?
Evet, utan öğretmenim. Benim yaptıklarıma bakarak utan. Bana öğretmen olduğun için utan. Utan da, diğer öğretmenler senin gibi olmasınlar.
Sen çok suçlusun öğretmenim. Ama yine de ellerinden öperim. Çünkü ne de olsa sen benim öğretmenimsin.
Cezaevinden Ziya Ş.
  
Sait ÇAMLICA

Eğitimci - Yazar

ÇEÇEN-RUS MÜCADELESİ   

Rus askerleri dağda bir mağarayı kuşatmış... Mağaradan bir ses gelmiş:

'-Bir Çeçen 10 Rus'un hakkından gelir...' Rus komutan, mağaranın içine 10 asker yollamış... Çatışma sesleri duyulmuş ve ardından bu kez yeni bir ses duyulmuş:

'-Bir Çeçen 30 Rus'un hakkından gelir...'Komutan sinirlenmiş ve 30 asker daha göndermiş... Yine silahlı çatışma sesleri duyulmuş... Bu defa mağaradan:

'-Bir Çecen 50 Rus'un hakkından gelir' narası duyulmuş... Komutan iyiden iyiye küplere binmiş ve mağaraya 50 asker daha yollamış...
Silah seslerinin ardından sürünerek gelen kan revan içinde bir Rus askeri görünmüş...
Asker komutana seslenmiş:

'-Sakın gitmeyin... Bu bir pusu... Tuzağa düşürüldük... Mağarada bir değil, tam iki Çeçen var...'


Adamın biri New York, Central Park'ta yürüyüş yaparken, aniden kuduz bir 
köpeğinin küçük bir kıza saldırdığını görür.
 

Koşar ve köpekle boğuşmaya başlar. Hayli uzun bir uğraştan sonra üzeri yara bere içinde kaldığı halde köpeği öldürür. Ama küçük kızın da hayatını kurtarmıştır. Son anda bu sahneyi gören polis nefes nefese olay yerine koşar ve adamın yanına gelir.
 

Sarılıp teşekkür ettikten sonra 'Sen' der 'bir kahramansın, yarın bütün gazeteler seni yazacaklar. Ve göreceksin başlık da şöyle olacak; Cesur New York'lu küçük kızın hayatını kurtardı.'
 
 
Adam 'Ama ben New York'lu değilim!' der. Polis 'Fark etmez, bu durumda gazeteler şunu yazacaklar; Cesur Amerikalı küçük kızın hayatını kurtardı'  cevabını verir.
 

'Ama ben Amerikalı da değilim' der adam artık şaşırarak. Polis 'Ya, o halde nerelisin?' diye sorunca adam cevap verir; 'Ben Iraklıyım!' 

Polis adama başka bir şey söylemez. Ama adam ertesi gün gazeteleri aldığında şöyle bir başlıkla karşılaşır;
 
 
'Radikal İslamcı, masum Amerikan köpeğini öldürdü.'
Hikmet ŞİMŞEK
Karabasan rüyalar yerine gerçekleri görsek nasıl olur? Bu da benim öngörülerim.
 
1979- Türk gençleri birbirine silah sıkıyor kardeş kardeşi öldürüyor.
2000 -Kapkaç, tecavüz, soygunculuk, vurgunculuk almış başını gitmiş, her gün çocuklarımızın ve eşlerimizin sağ salim eve dönmesini bekliyoruz.
2005- MEB iyi insan yetiştirebilmek için programları değiştiriyor.
2015-Birbirini, ülkesini seven, kişiliği gelişmiş, her türlü fikre saygı gösteren, zordakilere yardım eden, adaletli, demokratik, girişimci insanlardan oluşan bir topluma ulaşıldı. Artık çocuklarımızı, eşlerimizi rahatlıkla dışarı gönderebiliyoruz. 18 yaşındaki oğlumun sokakta bıçaklanması, telefonunu elinden alınması, uyuşturucu kullanması gibi bir ihtimal ortadan kalkmış, olduğu için huzurluyum.
2023 -Cumhuriyetimizin 100. yılına ulaştık. Güzel ülkemizde demokrasi yerleşmiş. Milli Gelirimiz çok yüksek. Dünyanın en güçlü üç ülkesinden biriyiz. İşsizlik sorunu çözülmüş. PKK diye bir sorun kalmamış. Herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duyuyor.
2033 -Türkiye önderliğinde Türk devletler topluluğu kurulmuş. Bu topluluk dünyanın en güçlü devletler birliği olmuş. Türkler tarih boyunca olduğu gibi dünyayı adaletle yöneten bir millet olarak sahnede
2053- Türk devletler topluluğunun sayesinde Dünya üzerinde açlık ve sefalet çeken insan kalmamış. Dünyada barış hâkim. Tüm insanlık mutlu ve huzurlu şekilde bir arada yaşamaya başlamış.
 
çember sürekli genişliyor..........
 
Doğan CEYLAN

Hasan AZAKLI                                                                        

İlköğretim Müfettişi    

          Ne güzeldi çocukluktaki bayramlarımız. Bayram arifesinde akşamdan yataklarımıza girince büyük bir heyecan sarardı bütün benliğimizi. Bayram günü mantar tabancası ile mantar atma, bayramlık bizlere verilen akide şekerlerini yeme en büyük zevklerimizden biriydi. Öğlene dek mahalleyi dolaştıktan sonra çocukluk arkadaşlarımızla çarşıya gidip, dolaşma ve sinemaya gitme en büyük zevklerimiz olurdu. Bayram sabahları en güzel giyeceklerimizi giyer büyük bir heyecanla benim güzel  Bucak Mahallesinin  çocukluk yıllarımdaki tahta yapılı camisine koşar adım giderdik. O sabah camide bütün mahalleliyi bir arada  görmüş olurduk. Mahalle camisi imamı merhum Hüsnü Hoca  bayram vaazını verirken mahalleli onu dinler gibi gözükür ama öbür yandan bol bol yarenlik ederlerdi. Bir kurban bayramı vaazında Hüsnü Hoca bayram vaazını verirken vaazın bir yerinde,  “Ey  cemaat kurbanlarınızı tayyare cemiyetine bağışlayınız.Peygamber  efendimiz böyle buyurmuştur.” Diye söyleyince o esnada güncel dedikodu girdabında olan mahalleli birden uyanıp, “Yahu Hoca şaşırdın mı? Peygamber efendimiz zamanında tayyare var mıydı?” diye cevaplayınca, mahalle camisi içerisinde bir kahkaha  tufanıdır koptu. Bu hengâmede kimisi gülmekten abdestini kaçırıverdi. İşte böyle tatlı anılarla geçen bayramlar, geçmişte de kalsa bir güzelliği ve espriliği ile hala tatlı bir anı olarak belleğimde yer etmiş bulunmaktadır.Her bayram sabahında uykudan uyandığımda, çocukluğumun bayramlarındaki tatlı anılar belleğimde devamlı olarak canlanır, keşke hiç büyümeseydim, hep çocuk kalsaydım diye düşlerim sıklıkla. Bu yazım vesilesiyle siz değerli okurlarımın Kurban Bayramını kutlar,nice bayramlar görmenizi temenni ederim.

ŞEHİT MEHMET

 
Mehmet Hakkari'de şehit edildi
Dost-düşman medyayla şahit edildi
Türkiye'm yas tuttu kara bağladı
Yananlar tabuta vurup ağladı
 
Bayram zehir oldu bu katliamla
Gözümüzden aktı yaş damla damla
Öfkemiz büyüdü sel oldu taştı
Hepimizi yakan büyük ataştı
 
Sokağa fırladı acı ve öfke
Birlikte ağladı Afyon ve Lefke
Şubelerde gördün mü duranları? 
Gönüllü askere başvuranları
 
Askerimiz fakir, evi kerpiçtir
Ağlayan göz değil, yürektir, içtir
Mesele vatansa gerisi hiçtir
Ey millet şakiye kefeni biçtir
 
Hiç gülmedi köyde şalvarlı ana
Oğlu şehit oldu, nasıl dayana
Alev alev, kor kor nasıl da yana
Ne hazin, bayılıp düştü mü yana
 
Elleri nasırlı sakallı dedem
Diyor: "Silah alıp, dağlara gidem
Şehidin askerliğini bitirem,
Onun tezkeresi benim tezkerem"
 
Kalp dayanmaz gelin ağlamasına
Yavrusu davranırken mamasına
Ayrıldı, kavuşmadan babasına
O, emanet artık  akrabasına
 
Törende komutan duruyor önde
Kalabalığı gör, geriye dön de
Cami avlusunda, kabre giden de
Böyle aşk dünyada hangi sevende?
 
Alınacak onların intikamı
Yemin etti buna asker ve kamu
Yutamayacaklar artık haramı
Yaptıkları bu millete reva mı?
 
Ayranı kabardı artık milletin
Kökü kazınacak terör illetin
Derinlere gömülecek zilletin
Kesilecek cehenneme biletin.
 
Terör hedefine asla varamaz
Ne yaparsa yapsın, işe yaramaz
Dertlilerin yarasını saramaz
Millet bir bütündür, nifak aramaz
 
Tahsin AY
Ekim  2007, Van

 

 

YURT DIŞINA BEYİN GÖÇÜ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ   

                                                                    Hasan AZAKLI               

                                                                    İlköğretim Müfettişi       

          Ülkemizde yetişmiş insan gücünü ülke içerisinde rasyonel olarak değerlendirip, bu potansiyeli en rantıbel düzeyde değerlendirme etkinliği ne yazık ki hiç de olumlu bir düzeyde seyretmemektedir. Yetişmiş insan gücünün eğitim ve yetiştirilmesi sürecinde gerek insan gücü, gerek ekonomik maliyet, gerek eğitim kurumları yapılandırılması açısından çok yüksek bir harcama mali portesi ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu pahalı maliyete karşılık, yetişmiş insan gücü ülkemizde gerektiği gibi değerlendirilmemektedir. Gerek üniversitelerimizde gerekse diğer bilimsel olması gereken araştırma kurumlarında eldeki bu değerler gereği gibi kullanılamamaktadır. Bin bir güçlükle yetişen bu bilim insanlarına özgürce bir çalışma ortamı yaratılmadığından, bu değerlere sürekli olarak güçlük ve sınırlılıklar çıkarıldığından, doğal olarak bu yetişmiş değerlerin ülke dışına kaçırılmasına yol açılmaktadır. Ülkemizdeki plansız, kitlesel ve ucuz eğitim yapılanması nitelikli beyinlerin kaybolmasına neden olmaktadır.

        Yapılan araştırmada ülkemizin en fazla beyin göçü veren 34 ülke içerisinde 24.sırada yer almakta olduğu, iyi eğitim gören yüz kişiden 59’u yurt dışına gitmekte olduğu saptanmıştır. Yurtdışında öğrenim sürdürenlerin  %77’si ülkeye kesin dönüş yapmak istememektedirler. Araştırmada beyin göçünün ülke ekonomisine yıllık maliyetinin 2-2,5 milyar doları bulduğu saptanmıştır.1981-2000 yılları arasında ABD ve OECD ülkelerine göç eden 25 yaş üstündekilerin eğitim profili ele alındığında, Türkiye’den ABD’ye giden 64.780 kişiden 37.785’i,yine Türkiye’den OECD ülkelerine göç eden 1.913.782 kişiden 1.116.275’inin yüksek öğrenimli olduğu, bu durumda Türkiye’den ABD ve OECD ülkelerine göç edenlerin %58’inin yükseköğrenimli kişilerin oluşturduğu belirlenmiştir.(*)

        Yukarıda belirtilen ve araştırma ile saptanmış olan veriler dikkate alındığında, ülkemizde yetişmiş ve üstün beyinlere ülke içerisinde gerekli olan bilimsel ve özgür çalışma ortamının sağlanamaması, yetişmiş insan gücüne verilen ekonomik kazancın ülkemizde bir profesyonel futbolcuya verilen transfer parası veya adiyane bir gazino, taverna “sanatçısına” verilen paralar ile kıyaslandığında çok düşük derecede ve gülünç rakamlar arz etmesi, nitelikli beyinlerin niçin ülke dışına gittiklerini açıkça ortaya koymaktadır. (*)Cumhuriyet Bilim Teknik,26 Ekim 2007,Sayı:1075,Sayfa:

                            SINAVLAR VE EZBERCİ EĞİTİM

        Eğitim sistemimizde sınavlar, eğitim sürecinde “olmazsa olmaz” koşullarından biri olarak yerini almış ve bu yaklaşımla çocuklarımız İlköğretim basamağından üniversite eğitimi boyunca at başı bir kısır döngü içersisinde sınav çılgınlığı yarışına sokulmaktadır. Çocuklarımızın sosyal, psikolojik, kişilik,bilişsel v.b.yönlerden en sağlıklı geliştirilmesi gereken çağlarda,onların bu sayılan gelişimlerine olumsuz yönde ket vuran bir sınav çılgınlığı yarışı içerisine girilmektedir. Çocuklarımız sadece en iyi testi çözen çocuğun en başarılı çocuk olacağı anlayışıyla sınav kolik bir birey haline dönüştürülmektedir. Çocuğun ve gencin kişilik ve sosyal gelişimini en sağlıklı olarak geliştirmesi gereken çağda bu gelişimlerini sağlıklı şekilde geliştirebilmesi yollarına başvurulmamakta, çocuğun başarısı sadece sınavlarda alacağı başarıya endekslenmektedir. Eğitim sistemimizdeki bu büyük yanlış direkt olarak anne ve babaları etkilemekte, doğal olarak her anne-baba çocuğunun sınavlarda başarılı olabilmesine odaklanmakta, öğretmenler ve okul yöneticileri de bu eğitim sistemimizin dayattığı sınav handikabından kurtulamamaktadırlar. Eğitim sistemimizde başat olarak kendini hissettiren bu sınav dayatması,okullarımızda ezberci eğitim uygulamasını ateşlemekte,bunun sonucunda öğrenmenin en temel ilkeleri ayaklar altına alınmakta, sorgulayan, araştıran,bütünü kavrayan,inceleyen öğrenci yetiştirme arka plana atılmakta veya reddedilmekte  ve sonuç olarak çok yönlü,tüm yetileri ve yetenekleri gelişmiş ama tek boyutlu  işbölümünün esiri olmayan,tek bir  uzmanlık alanının içinde körelmeyecek insan yaratmak düşüncesinden uzaklaşılmaktadır.Eğitim sistemimizde oluşan bu sınav kolik yaklaşım sonucunda ezberci ve dogmatik eğitim anlayışı tüm okul ve kurumlarımıza gerek anlayış gerekse uygulamada yerleşmekte,esas olarak eğitim sürecinde ele alınması gereken çocuklarımızın çok yönlü,tüm yetileri ve yeteneklerini geliştirmeyi,onları tek boyutlu  işbölümünün esiri olmayan,tek bir  uzmanlık alanının içinde körelmeyecek insan yaratmayı hedefleyen eğitimsel yaklaşımdan uzaklaşılmaktadır.

        Ülkemizde geçmiş yıllarda yapılan ÖSS(Öğrenci Seçme Sınavı) ve LGS(Lise Giriş Sınavı) sınavlarında “0” alan öğrencilerin artması, eğitim sistemimizde salt sınavların baz alınarak öğrencilerin değerlendirilmesi ve bunun sonucunda ezberci eğitimin sürece damga vurması sonucundan kaynaklanmaktadır. Son yıllarda uygulamaya konulan OKS ve SBS sınavları olumsuzluk çıtasını daha da yükseltecektir.

        2002 ÖSS’de 8819 aday “0” puan  alarak başarısız olurken,2003 yılında bu rakam üçe katlanarak  26448’e yükselmiştir.2004 yılında ise 32177’e ulaşmıştır.LGS’de  de durum farklı değildir. 2002 LGS sonuçlarına göre sadece 2773 öğrenci sınavdan sıfır almışken,2003’de bu rakam 20 kat birden yükselerek 40586,2004 yılında ise 64598 öğrenci sıfır puan almıştır.(1)

        Merkezi Paris’te bulunan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü(OECD) tarafından  2000 yılında başlatılan,her üç yılda  bir tekrarlanan  ve öğrencilerin başarılarını ölçmeyi amaçlayan  Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programında (Programme for International Student Assessment-PISA)1)okuma yeteneği,2)Matematik,3)Fen alanında 2003 yılında yaptığı değerlendirme çalışmasında,katılımcı 40 ülke arasında matematik alanında Finlandiya 544 ile 1.,Güney Kore 542 ile 2.,Hollanda 538 ile 3.,Japonya 534 ile 4.,olurken  ülkemiz tüm dallarda sondan ikinci oluyor ve  sadece Meksika’yı geçmektedir.(2)Bu eğitimsel tablo ülkemizde sınav sisteminin detaylı olarak ele alınarak sorgulanmasını gerektirmektedir. Eğitim sistemimizde bu olumsuzluğun üzerine gidilebilmesi için,eğitim sistemimiz matematik-doğabilimsel  dizinin genel eğitim veren çeşitli dallarının,tekniğin öğeleri ile  uzun süren  bir birleştirilmesi süreci olarak yapılandırılmalı,okul;çocuklarımızın pratik  yetenek kazandığı bir eğitim süreci olarak planlanmalı,makine bilgisinin temelleri,teknolojinin ögeleri,elektronik ve tarım tekniğinin öğelerini birleştiren bir eğitim süreci ön görülerek şekillendirilmelidir.

Kaynaklar :                                                       

 (1)-1 Şubat 2005 tarihli Sabah Gazetesi.(2) -13 Şubat 2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesi.                                                                              

Hasan AZAKLI                                                                              İlköğretim Müfettişi 

Son Güncelleme ( Pazar, 23 Aralık 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >


© www.gulveren.web.tr 2005 all rights reserved
Ana Menü-Main Menu
AnasayfaZiyaretçi Defteri (Karalayınız) Eski Ziyaretçi DefteriGülverenle İlgili VİDEOLARSitenin Bütün Başlıkları-İçerikleriDadaşlar ve Güller Diyarı Türkçem- Dil Bayrağım- Dil Yarası Vali Yrd.Ekrem Yaman'ın YazılarıSen Çok Suçlusun Öğretmenim Şehit ÖğretmenlerimizSoykütüğüne Eklenen Yeni BilgilerNaim Hocadan FıkralarGelen İletilerden BazılarıMakaleler-YazılarBelki Birisi OkurGül Kokulu AnneciğimHappy Birthday-ChildrenÇocuk SiteleriÇocuk Şarkıları-MarşlarAh Gülveren Doyulmaz sanaGülveren Köyü LakaplarıÖğretmenler İçinYöresel AşıklarÇorbada Tuzu BulunanlarGülveren Şelale ProjesiYabancı Dil Öğrenme SorunuFıkralar-Öyküler-ŞiirlerŞh.Binbaşı Fikret AKSUNGURAhmet Olgun'un yazılarıBelki Birisi OkurGülveren Radyo-Turan AktürkMüfettişler.netAntalya İlköğretim MüfettişleriÖNEMLİ LİNKLER (İLİŞİMLER)RESİM ARŞİVİİLETİŞİMDOSYA İNDİR
Kimler Online
Şuanda 1 misafir bağlı
Meteo
 ANTALYA
 26°C
PİYASALAR