Anasayfa arrow Sitenin Bütün Başlıkları-İçerikleri arrow Yöresel (Aşıklarımız) Ozanlarımız
Yöresel (Aşıklarımız) Ozanlarımız Yazdır E-posta
Yazar Selahattin ALTAŞ   
Pazar, 10 Aralık 2006

  http://www.turkuler.com/ozan/ozan.asp  http://www.turkudostlari.net/sanatci.asp       http://www.dosthane.de/ozanlar.php  http://www.kirsehir.web.tr/syf/ozanlar.htm          http://www.birturkusoyle.com/Ozanlar/Ozanlar.asp   http://www.turkuler.com/ozan/summani.asp         http://www.turkuler.com/ozan/asiknihani.asp

ZAHİDE'EM

Zahidem adındaki türküsü ile ebedileşen Aşık Arap Mustafa 1901 yılında Kırşehir İli'nin Çiçekdağı ilçesine bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde doğar. Anne ve babasını küçük yaşta kaybeder. Babası Kırşehir yöresinde oynanan 'Koca Oyunu'nda Arap rolünü oynadığı için Arap deniyordu. Mustafa'ya da Köyde 'Arap Mustafa' dendi.

Arap Mustafa, Küçük yaşta Zahide'nin babası Yukarı Hacı Ahmetli Köyünden Hacı Mehmet Ağa'ya ırgat durur. Arap Mustafa Zahide'nin babasının yanında 22 yaşına kadar çalışır.

Zahide, 1911 yılında Kırşehir'e Bağlı Çiçekdağı ilçasinin Yukarı Hacı Ahmetli KöyüNde doğar. Zahide genç kızlık çağında endamı ve güzelliği ile dikkatleri üzerine çeken bir genç kızdır.

Zahidem türküsünü ortaya atan ise, yalnız Zahide'nin güzelliğidir.

Zahidenin bu güzelliği karşısında kaplarında büyüyen (ırgatları) Arapoğlu Mustafa Zahide'ye sahip olmanın yollarını arar.Kendisine rehberlik edecek kimsesi yoktur.Çareyi gurbete (İzmir'e) giderek çalışmakta bulur. Kazancı ile Zahide'sine sahip olmanın hayallerini kurar. Gece gündüz yorulmadan çalışır, açlığa, susuzluğa dayanır. Tek ümidi Zahide'sine kavuşmanın hayalidir.

Arap oğlu Mustafa'nın İzmir'e gitmesinden kısa bir süre sonra Zahide'yi Yukarı Hacı Ahmetli Köyünden (Molla Hasan) isminde zengin biriyle evlendirirler. Oysa Zahide de Arap oğluna aşıktır. Bu aşkını ne Arap oğlu ne de çevresi bilmektedir. Zahide'nin eşi Malla Hasan' dan iki kız çocuğu olur.

Arapoğlu Mustafa, uzun bir müddet İzmir'de çalışır bu arada gelip gidenlerden Zahide hakkında haberler sorar. Zahide'nin gelin olduğunu duyar, tüm dünyası yıkılır, sinir buhranları geçirir. Zahide'ye olan aşkı ile evlenmeden uzun müddet yaşar.Bu arada Zahide'ye içinden içinden beyitler söyler.

Zahide ise günden güne sararıp somakta yok olup gitmektedir. Ondaki olan güzellik ümitsiz aşkıyla kaybolmuştur. Kalan ise Arapoğlu'na olan gizli aşkıdır. Yakalandığı ince hastalık denen verem'den 1965 yılında ölür. Bunun ölümüne dayanamayan Arapoğlu'da Zahide'yE türküler söyleyerek dağa taşa uçan kuşa içini dökerek 1966 yılında ölür.

Köylüler, sağlıklarında kavuşamayan bu iki aşığı yan yana koyarak son görevlerini yerine getirirler. Bu gün bu iki aşık Yukarı Hacı Ahmetli köyünün camisinin avlusunda yatmaktadır.Bu türkü Kırşehir'imizin dili, gönlümüzde yeri olan ozanımız Neşet ERTAŞ tarafından okunarak tüm yurdumuza duyurulmuştur.

Türküde geçen Alişan ile Duran, Zahide'nin küçük kardeşleridir.Bacaksız oğlan Zahide'nin kocası Molla Hasan'dır.1974 yılında Yukarı Hacı Ahmetli köyünde ölmüştür.

15 Aralık 1968 yılında, Çiçekdağı beşikli köyünde Ziraat teknisyeni Mehmet Koç, Zahidem Türküsü'nü, dayısı Arapoğlu Mustafa ÖZTÜRK'ün ağzından bizzat alıntı yapılmıştır.  Hem şehrimiz emekli öğretmen, Şair H.Vahit BULUT'da 1973 yılında 'Zahidem' ile ilgili bir araştırma yapmış 'Kırşehir Halk Ozanları' kitabında Zahide'nin de için için Arapoğul'na ettiği ağıtı yöreden tespit ederek yayınlamıştır.

Zahide’m gurbanım sallama beşik,

Beni genç yaşımda eyledin aşık,

Kadir Mevla'm senden bir yar isterim

Ağ buğday benizli zülfü dolaşık…

İzmir dağlarında esirim esir,
Affeyle Zahidem hep bende kusur
Eğer baban seni bana verirse,
Nemize yetmiyor el kadar hasır…
Gurban olurum Alişan'a Hacı'ya
Nazlı yarım düşemedim kocaya
Çıksam Büyüköz'e seyran eylesem,
Çeşmenin başına gelen sucuya…
Ayınan doğarda gülene aşar,
Zahidemi görenin tebdili şaşar,
İyinin kaderi kötüye düşer,
Diken arasında kalmış gül gibi…
Zahidem gurbanım dar günüm dardan,
El eder Zahidem iğdeli bağdan,
Kahkülüne sürmüş kokulu yağdan,
Derdim beni del'ediyor Zahidem…
Kurban olurum Alişan'a Duran'a
Müjdeler veririm Zahidemi bulana,
Zahidemde benziyor çölde ceylana,
Ceylan avcın ben olam Zahidem…
Yine doğdu ülker ile terazi
Zahidem de has bahçenin kirazı,
Kaderim övünsün bacaksız oğlan,
Şu yalan dünyada adım murazı…
Hazeli'de deli gönlüm hazeli,
Çiçekdağı döktü m'ola gazeli,
Dolaştım alemi gurbet gezeli
Bulamadım Zahidem'den güzeli…
Kömür gözlüm al eline kalemi,
Ben söyleyim yaz başıma geleni,
Fukara deyip de gelmedin bana,
Hani göster açlığından ölen…
Zahidem gurbanım n'olacak halim,
Gene bir söz duydum kırıldı belim,
Gelenden gidenden haber sorarım,
Zahidem bu hafta oluyor gelin...
Ziyaretten çıktım Çender'in özü,
Kum gibi kaynıyor Zahidem gözü,
Aslını sorarsan esalet yerden,
Hacı Bürolardan Mehmet'in kızı…
Anamdan doğalı çok çektim cefa,
Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
Eğer ahbaplardan soran olursa,
Orta Hacı Ahmetli'den Garip Mustafa…
Aslımı sorarsan Çiçekdağlıyım
Felek vurdu kollarımdan bağlıyım
Eğer beni sorup bilen olmazsa,
Orta Hacı Ahmetli den Arapoğlu'yum.
23-24 Nisan 1972 tarihinde Yukarı Hacı Ahmetli Köyü öğretmeni Mustafa UÇAR ve köy ahalisinden araştırılarak derlenmiştir.
         NARMANLI AŞIK SÜMMANİ
                 (1860-1915)
Asıl adı “Hüseyin olan Aşık Sümmani;1860 yılında Erzurum'un Narman ilçesi Samikale Köyünde doğmuştur. Babası Samikale'li bir köylüdür. Aile lakaplarına "Kasımoğulları" derlermiş. Sümmani pek yaşlanmadan 55 yaşında (bazı kaynaklara göre 57 yaşında) iken vefat etmiştir, ölüm tarihini çoğu araştırmacılar 1915 olarak kabul etmişlerdir.
Sümmani, yöremiz aşıkları arasında büyük izler bırakan ve aşıklık geleneğinde "Sümmani tavrını" icad eden bir aşığımızdır.
Sümmani'nin kendi ifadesine göre, şairlik kabiliyeti onbir yaşlarında başlıyor. O yaşlarda deyişler söylüyor ve küçük dörtlükleri akıl defterine yazıyor. Bir taraftan da halk şairlerinin an'ane ve inanmaları tesiri altında kalarak "Aşıklık" ve "Bade içmeyi" kafasında düşleyip duruyor. Derken, bir gece bir rüya görüyor. Rüyada ilk olarak gördüğü Gülperi adındaki sevgilisi uzun yıllar sönmeyen aşkının ve heyecanlarının kaynağı oluyor, artık rüyalarına girerek hayalini süsleyen "Gülperi" ye kavuşmak için içi yanıyordu.
Esasen Sümmani çok hassas bir insandı. Her güzel şey O'nun gönlünü ince bağlarla örerdi. Temiz bir ifade ile söylediği şiirlerde, bütün bu samimi gönül hareketlerinin derin izleri görülürdü.
Sevgi işlerinde bu kadar ince olan Sümmani, fikir ve düşünce bakımından da emsalleri arasında kuvvetli sayılır. Ömrünün sonlarına doğru hayattan aldığı derslerle her şeyi olduğu gibi görmeye başlamış ve son şiirlerinde de bunu göstermiştir.
Sümmani'nin ifadesi açık ve temizdir. Her okumamış halk şairi gibi O'nun da şiirlerinde ölçü ve kafiye hataları vardır. 'Kamil İnsan" denilecek yaşlara geldiği vakit, Divan Edebiyatı hakkında kulaktan dolma bilgiyle, bu sahada söyleyen halk şairlerine uyarak, O da aruzla söylemeye özenmiş ve bir kaç parça söylemiştir. İfade ve ölçü hatalarından başka, mevzuda da soğuk bir nasihatçı basit ve küçük bir 'Hikemiyatçı”(Hikmet ve felsefe ile ilgili söz ve düşünceler) olabilmekten öteye geçememiştir.
Sümmani; Aşık Şenlik, Muhibbi, Zülali gibi Doğu Anadolu'da tanınmış halk saz şairleriyle 'Meydan" edilmiş ve hemen hemen bunların hepsinde üstün gelmiş, bütün "Muammaları” çözmüştür.
Erzurum ve Kars kahvelerinde, büyüklerin evlerinde, köylerdeki düğünlerde çok seneler çalmış ve koşmalar, hikayeler söylemiş, Kars'ta bir Azeri Halk Şairini de mat ederek sazını elinden almıştır.
Halk Edebiyatı nazım şekillerinin hemen her nev'inde söyleyen bu şairin en kuvvetli şiirleri; koşmaları ile birde muammalarıdır. Bunlardan başka; Sümmani'nin destanları ve toplantılarda, eğlencelerde öğrenme ve yahut bir şeyin ahvalini anlatma kabilinden söylediği “Vasfı hal" leri, sohbetlerde söylediği ve karşılıklı olarak bir mevzu üzerinde birbirlerine uygun ve tamamlayıcı cevapları gösteren ve "Nazire" dedikleri manzumeleri de vardır.
Ardahan'ın Değirmenli Köyü'nden Celal Bey adındaki zatın ziyaretinde söylediği "Çay ve Semaver” adlı bir Vasfi hali'i elde edilememiştir.
Sümmani'nin menkIbeli hayatına gelince; Üzerine kurulmuş olan hikayelerden şu özeti aşağıya alıyoruz.
".. Sümmani bir gün, hayvan otardığı Ablaktaşı’na babası ile birlikte gidiyor. Çok zamandan beri oraya gitmemiş olan babası birden:
- Eyvah oğul... Buralara ne olmuş? Buralar Erenler yatağıdır, buralar ziyaret yeridir. Oğul Hüseyin, buranın taşlarını dikenlerini temizle, gün gelir ki ecrini görürsün, demiş.
Babası gittikten sonra, hayvanlar bir tarafta otlarken, Sümmani de babasının sözünü tutarak taşları ve dikenleri ayıklamış, öyle sıcağı bastırınca yorulmuş ve uyumuş ve oracıkta şu rüyayı görmüş:
Kırk güvercin ile üç derviş gelmiş, devrişler bir yeşil yaprak üzerine üç harf yazmış, bunu Sümmanİ’ye göstermişler, ve 0’na 'Bunu Oku demişler. Sümmani de: "Ben okumak bilmem" demiş.
Dervişler hemen oracıkta Sümmani’ye bunu okuyacak kadar öğretmişler. O da bu yazıyı okumuş. Buradaki harfler (G.P.İ) imiş Bunlar; dervişlerin kendisine az sonra gösterecekleri (GÜLPERÎ) nin adının baş, orta ve son harfleri imiş. Dervişler bundan sonra Sümmani'ye "Bade" vermişler. Sümmani ilk badeyi zorlukla içmiş ve içerken dervişler:
- iç oğul! Sevdiğin kızın aşkınadır. Vilayeti Çinmaçin, şehri Bedahşan, babası Abbas Han, Adı GÜLPERİ'dir, demişler.
Sümmani badeyi içince Gülperi'yi karşısında görmüş.
Bu defa dervişler kıza dönerek:
- İç kızım. Sevdiğin delikanlı aşkınadır. Vilayeti Erzurum kazası Narman, Köyü Samikale, adı Hüseyin! demişler.
Gülperi de badeyi içmiş, İkisi de üçer kadehi tamamlamışlar. Badeler içilince kız ortadan yok olmuş. Dervişler Sümmani'yi kaçırmışlar. Deryalar'dan, ormanlardan, canavarlı dağlardan, tazı kadar büyük karıncalar arasından geçirmişler. Sonra, Bedahşanda bir saraya indirmişler. Burası Abbas Hanın sarayı imiş. Burada Gülperi'yi O'na tekrar göstermişler. O sırada uyanmış, kendisini kan ter içinde bulmuş. Ablak taşında gündüz uykuya dalan Sümmani uyandığında gece karanlığıdır.
Sümmani etrafina bakınır hayvanlarını da bulamaz. İçinde büyük şüpheler ve endişeler taşıyarak şaşkın şaşkın köyüne dönerken önüne bir Kır atlı çıkar. Sümmani tekrar şaşırır. Kır atlı Sümmani'ye selam verdikten sonra:
 
- Şaşırma oğlum! Bundan sonra senin adın "Sümmani" dir. Uykuda ne gördünse üç ay kimseye söyleme!
Dedikten sonra, atını sürmüş gitmiş. Sümmani köye gelmiş, üç ay kimseye bir şey söylememiş. Aradan üç ay geçtikten sonra bir kış günü köyün odasında otururlarken, köylüler sıra ile türkü söylüyorlarmış. Sıra Sümmani'ye gelince "Tek-Tek" redifli bir koşma söylemiş ve orda bulunanların hemen beğenisini kazanmış.
Aşık Sümmani'nin bade içişini anlatan koşması şöyledir:
Uyandım gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu alem oldu ürüşan
Selam verdi bana hob dervişan
Lisanları bir hoş sadası tek tek
               Aldılar abdesti uyandım hapdan
              Dediler aslınız hakü türabdan
              Okuttular üç harfi yeşil yapraktan
              Okudum harfini noktasın tek tek.
Okudum harfini zihnim bulandı
Yaralarım göz göz oldu sulandı
Baktım çar köşede kadeh dolandı
Nuşettim pirlerin badesin tek tek
              İçtim badesini gördüm rengini
              Tam on sekiz saat sürdüm cengini   
              Yaryüzünde saydım on beş bengi ni
              Hal, halin altında noktasın tek tek
Baksana dillere bak bu sohbete
Yetemedim bu dünyada hikmete
Mecnunu da atmışlardı gurbete
Kalmış gurbet elde hep böle tek tek
              Dizemedim gözüm ben bu elfazı
              Yüreğimi yaktı kafirin kızı
              Kara gördüm artık kış ile yazı
              Felek attı bize sillesin tek tek
Dediler Sümmani gel çekme elem
Adını çürütür derdile verem
Senin için dünyada kavuşmak haram
Böyle yazmış kalem Hudasın tek tek.                                                                                                           
Aradan günler aylar geçiyor. Gülperi gündüzleri hayalinde geceleri hep düşündedir. Günler geç-tikçe "Gülperi" nin sevgisine dayanamayacak hale geliyor ve O'nu aramaya karar veriyor. Köyünden ayrılırken "Düşüptür” redifli koşmasını söylüyor.
Sümmani; Kafkasya'yı,İran'ı dolaştıktan sonra, sevgilisini bulamadan dönüyor. Giderken yolda bir İranlı Kız görüyor, buna da kınalı" redifli koşmayı söylüyor.
Sümmani, köyüne döndükten sonra on yıldan fazla kalıyor. Bir gece rüyasında "Hazreti Pir" O' na Kırım'a gitmesini söylüyor. Hemen kararını veriyor ve kalkıyor Kırım'a gidiyor. Kırım'da İspirli Muharrem Usta adında bir fırıncı buluyor. O yerlerin garibi olan Süm­mani'ye bu Muharrem Usta çok yardımda bulunuyor.
Kırım'da bir saray varmış, bunun kapısında bir taş asılıymış. Bu taşın altından geçip içeri girmek isteyenler günahsız iseler geçebilirlermiş. Günahlı olanlar girmek isterlerse taş alçalarak başlarına vurur, sersemleyerek geri dönerlermiş. Muharrem Usta, Sümmaniyi bu saraya girmeye teşvik etmiş. O da razı olmuş, abdest alarak kapıya yanaşmış ve taş başına vurmadan içeri girmiş. Sümmani bu sarayda gördüklerini bir destanında anlatıyor.
Sümmani Kırımdan döndükten sonra artık "Menkıbe" sahnelerinin perdesi kapanıyor.          
Sümmani, 1912 yılında tekrar Erzurum'a dönüyor. 1915 yılma kadar hep köyünde kalıyor. 1915 yılının bir sonbahar günü yapraklar dökülürken O'nun öldüğü haberi köye yayılıyor. Bu haberi duyan bütün dostları, hemşehrileri ve yöre halkı günlerce ağladılar, ağladılar...
Maşükasına kavuşamayan Sümmani bir dörtlüğünü şöyle yazmış:
Döner mi kavlinden sıtkı sadıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydına geçti bunca aşıklar
Sümmani'yi derkenara yazmışlar.
Başka bir şiirinde de:
Ta ezelden beri bir güzele meftunum
Dostlar bu aşk etti pek bizar beni
Yitirdim Leylamı ben bir Mecnunum
Yıllar var terketmez ah-ü zar beni.
Bana derler alevin yok közün yok
Bu dünyada itibarın sözün yok
Yokladım kendimi bir kem özüm yok
Yare şekva kılmış rüzigar beni
              Sümmani'yem kendi kendim okladım
              Şadlık taksiminde ismim sakladım
              Yarin fikir defterini yokladım  
              Yazmış bundan böyle ihtiyar beni.
Sümmani'nin, şimdiye kadar bütün şiirlerinin toplanmaması ve bir "Sümmani Divanı" yayınlanmaması Erzurum için büyük noksanlıktır. Kültür Bakanlığı Erzurum il Hak Kütüphanesi'nde yaptığımız araştırmada Sümmani hakkında yıllar önce, Türkçe öğretmeni Haşini Nezihi Okay'ın yayınladığı 32 sayfalık küçük bir kitapçıktan başka bir şey bulamadık. O kitapçıktan aldığımız bazı derlemeleri biz buraya alıyoruz.
Sümmani; öz Türkçe'ye kıymet verilmediği bir dönemde, Arapça-Farsça bilmeyenlere itibar edilmediğine şahit olarak bir şiirinde şöyle demiş, bir yerde hayat felsefesini de dile getirmiştir.
Çekme şu dünyanın endişesini 
Demir eyle gönlün dört köşesini 
Kemlik ile kırsan gam şişesini                     
Dönüp ona derman olsan fayda ne?
              Arabi, Farisi dilin olmazsa
              Bülbüle münasip gülün olmazsa
              Elbet bir meslekte elin olmazsa
              Dava ile Sultan olsan fayda ne?
Bir gün olsun Yaradanı anmazsan
Mecnun olup aşk uğruna yanmazsan
Bir güzelin sinesine konmazsan
Hayal ile mihman olsan fayda ne?
              Sümmani der Yaradana zikreyle
              Birliğini bilip daim şükreyle
              Ta ezelden gelen işe fikreyle
              Başa geçip pişman olsan fayda ne?
FANİ DÜNYA
Bahar gelir yine karşı dağlara
Mor menekşe lale bitmek içindir
Bülbül figan eder iner dağlara
Bir gül goncasile yatmak içindir.
              Ezelden bu dünya fanidir fani
              Bu gün vardık yahu, ya yarın hani?
              Hak bize çok verdi aklı izani
              Aşka daima hizmet etmek içindir.
Hey ağalar gönül asla tek olmaz
Konar, göçen hiç kimseye yük olmaz
Can emanet, bir kimseye mülk olmaz
Bu dünyaya gelen, gitmek içindir
Sümmani'nin bir/başka dünya görüşünü dile getiren bir başka şiiri:
Kimlere sorayım nasıl edeyim
Canana ulaşan yol kapını
O afet var iken kime gideyim
Canandır gösteren yol kapısını
              Fazilet, kemalet maksude yoldur
              Halkeden haliktir halk olan kuldur
              Muhabbet aşkile gönlünü doldur
              Kapa kemlik denen sol kapısını
Aşıka muhabbet fazla görünmez
Bağçivansız bağın gülü derilmez
Gönül bahçesine kolay girilmez
Girmek ister isen bul kapısını
              Aşıklar maşuka boyun eğerler
              Ahdine sadakat gösterir erler
              Bir gün olur gelir kapun döğer
              Döğmüş isen eğer el kapısını.
Sümmani bihaber değil bu rahtan
Asla kurtulmadı hicrandan ahdan
Her ne ister isen iste Allah'tan
Yanılıp da çalma kulun kapısını.
Sümmani'den bir nasihat:
Tövbekar ol, gönül tariktan çıkma
Namertten şefaat şifadar olmaz
Eylik eyle sakın, bir gönül yıkma
Görüşme kötüyle, onda ar olmaz.
              Dinleme dünyanın kilükalini
              Gözetle kamilin bir kemalim
              Düşürme üstüne el vebalini
              Zira böyle kişi bahtiyar olmaz.
Namertler içinden hicret et durma
Yapacağın hayrı kimseye sorma
Kişi zadelikle kendini kurma
Mezartaşı ile iftihar olmaz.
              Sümmani ah edip sararıp solma
              Gelen tanrıdandır kimseden bilme
              Sevilen bir yere çok gidüp gelme
              Kesilir muhabbet itibar olmaz.
Gurbette olan Sümmani, bir gün oturup şöyle ya­zıyor:
Şu karşıki yüce dağlar
Acep bizim dağlar mı ola
Kara yaslı benim anam
Oğul derde ağlar mı ola.
              Kabe'den gelir hacılar
              Yürekten çoktur acılar
              Evdeki çifte bacılar
             
Kardaş derde ağlar mı ola.
Yol üstünde biten otlar
Her gelen bizi öğütler
Kavim kardeş kaç yiğitler
Yoldaşderde ağlar mı ola.
              Nedir cürmüm nedir hatam
              Nice gurubet elde yatam
              Ak sakallı benim atam
              Oğul derde ağlar mı ola.
AĞLARIM
Benim yazım bilmem akmı karamı
Hiç bir tabib sağlıdamaz yaramı
Yüksek yüksek dağlar almış aramı
Kavuşmamız oldu muhal ağlarım
              Kanadım yok uça uça varayım
              Dağlara taşlara bir bir sorayım
              Mümkün değil artık yüzün göreyim
              Yardıma geldikçe bu hal ağlarım
Derdim gamım kederlerim tükenmez
Acılaştı bu hayatın, meyvesi yenilmez
Gönlüm evi yıkılmıştır şenlenmez
Hayatımı sarmış melal ağlarım.
Sümmani'nin bir yergisi:
Üç beş hurufattan hisse kapanlar
Her yahşiyi, her yamanı ta'neyler
Bir iki ilaçla deva yapanlar
Eflatun'u ve Lokman'ı ta'neyler
              Sağa sola meydan vurup laf eden
              Heva ü hevese ömrün sarfeden
              Gündüz bile gölgesinden havfeden
              Rüstem gibi pehlivanı ta neyler
İbare okuyup mana seçmeyen
Aşkın şarabından katre içmeyen
Kendi nefsine sözü geçmeyen
Adalette Süleyman'ı ta'neyler,
Sümmani'nin şiirlerinde, yol gösterici ahlaki öğütlerde mevcuttur: Bunların çoğu, bu gün bir "Atasözü" gibi halk arasında söylenmektedir. Örneğin:
" Sevilen biryere çok gidip gelme
Kesilir muhabbet itibar olmaz."
              " Dünyada eskıye itibar olsa
              Her sabah nur doğar bitpazanna"
" Bir kişinin olsa neslinde bozuk
Ne kadar iyi olsa zulümkar olur"
" Refik olursan hızana
işin uğramaz düzene
Tohum ekersen hozana
Harmanda mahsun olursun,"
              " Yiğitin koynunda harçlık olmazsa
              Aslı bülül olsa dili lal olur."
Sümmani'nin bir kaç tane de "Destanı" vardır. Bunlardan birisi 1309 yılında, Tortum'da vuku bulan bir heyelan neticesinde dağın kayması ve kopmaşı ile "Hınzorik" Köyü'nün batması veya ortadan kaybolmasıdır. Rivayete göre "Tortum Şelalesi" bu heyelan neticesinde meydana gelmiştir.
Sümmani bu destanında şöyle diyor:
Kasayı Tortumda oldu vukuat
Gören gözler düştü ah-ü figana            
Bin üçyüz dokuzda ettik rivayet
Bu destan edip saldık heryana.
              Bu gama müşterek ölüler sağlar
              Görenler ah eder yürekten ağlar.
              Sarsıldı dereler, söküldü dağlar,
              Her taraf boğuldu toza dumana.
"Hınzorik" in gam efkarı bilindi,
İşitenin bağrı gönlü delindi.
"Hınzorik" kütükten ismin silindi,
Sanarsın aslından olmuş virane,
              Budur son alamet bozuldu devran
              Biçare Sümmani eylesin seyran
              Tahammül yok yaza buna bir destan  
              Bir eser bıraka cümle cihana.

           
Son Güncelleme ( Perşembe, 01 Kasım 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >


© www.gulveren.web.tr 2005 all rights reserved
Ana Menü-Main Menu
AnasayfaZiyaretçi Defteri (Karalayınız) Eski Ziyaretçi DefteriGülverenle İlgili VİDEOLARSitenin Bütün Başlıkları-İçerikleriDadaşlar ve Güller Diyarı Türkçem- Dil Bayrağım- Dil Yarası Vali Yrd.Ekrem Yaman'ın YazılarıSen Çok Suçlusun Öğretmenim Şehit ÖğretmenlerimizSoykütüğüne Eklenen Yeni BilgilerNaim Hocadan FıkralarGelen İletilerden BazılarıMakaleler-YazılarBelki Birisi OkurGül Kokulu AnneciğimHappy Birthday-ChildrenÇocuk SiteleriÇocuk Şarkıları-MarşlarAh Gülveren Doyulmaz sanaGülveren Köyü LakaplarıÖğretmenler İçinYöresel AşıklarÇorbada Tuzu BulunanlarGülveren Şelale ProjesiYabancı Dil Öğrenme SorunuFıkralar-Öyküler-ŞiirlerŞh.Binbaşı Fikret AKSUNGURAhmet Olgun'un yazılarıBelki Birisi OkurGülveren Radyo-Turan AktürkMüfettişler.netAntalya İlköğretim MüfettişleriÖNEMLİ LİNKLER (İLİŞİMLER)RESİM ARŞİVİİLETİŞİMDOSYA İNDİR
Kimler Online
Şuanda 9 misafir bağlı
Meteo
 ANTALYA
 26°C
PİYASALAR