| NE GÜZELDİR, ŞU BELEN’İN, ŞU BELEN’İN! | | | | O buğulu börekleri, | | Koskocaman yürekleri, | | Tatlı dilli Yörükleri, | | Ne güzeldir, şu Belen’in, Belen’in! | | | | Misafire ikramları, | | Hep insanlık örnekleri, | | Yoktur başka dilekleri | | Ne güzeldir, şu Belen’in, Belen’in! | | | | Bozulmamış insanları, | | Yoktur çağın tasaları, | | Kendine has adetleri, | | Ne güzeldir, şu Belen’in, şu Belen’in n! | | | | Çok ünlüdür karpuzları, | | Derelerde yarpuzları, | | Ormanlarda su gözleri, | | Ne güzeldir, şu Belen’in, şu Belen’in! | | | | Eğitime katkıları, | | Okul için yaptıkları, | | Masum yüzlü çocukları, | | Ne güzeldir, şu Belen’in, şu Belen’in! | | | | Selahattin ALTAŞ | ELİN DELİSİNE UYMAK
Akşam serinliğinde köy kahvesinin önünde ağaçların gölgesinde bazıları çaylarını yudumlayarak sohbet ediyor, bazıları oyun oynuyorlardı. Kahveci Kemal Ağa, oyun karesini tamamlamak için oyuna oturmuştu. Okumamış olmasına rağmen biraz Avrupa görmüş, konuşkan, ağzı laf yapan birisiydi. Zaman zaman konuşmalarına argo sözcükler katardı. Birdenbire masanın yanında birisi belirdi.20–25 yaşlarında bir genç. Pijamalı, kafası sıfır traslıydı. Konuşmuyor, sadece dinliyordu. Ya akıl hastasıydı, ya da asker kaçağı birisiydi. Kemal Ağa hem oyun oynuyor ve hem de o argolu konuşmaları ile gence takılıyordu. Genç bir çay içtikten sonra kapı ve penceresi açık olan kahveye yöneldi. Kahve yerdendi. Kapı ve penceresi aynı seviyede olduğu için genç, bunu fark edemeyip pencereyi kapı sanarak, içeri girdi. Bizim Kemal Ağa yerinden kalktı. Gence doğru gitti. Gencin yakasından tutarak argolu sözlerle: —Lan kapıyı görmüyor musun? Neden pencereden girdin? Diyerek genci itekleyip uzaklaştırmaya çalıştı. On metre ilerdeki ağacın altına kadar itekledi. Genç hafif geriye doğru açılarak Kemal Ağanın suratına şiddetli bir yumruk salladı. Kemal Ağa "Vay gözüm" diyerek ellerini yüzüne kapadı. Genç Kayseri asfaltına doğru kaçmaya başladı. Orada bulunun Kemal Ağanın oğlu arkasından koşup genci yakalamaya çalıştı. Genç yakalanacağını anlayınca PETLAS fabrikasının kapısına sığındı.Kemal Ağanın oğlu arkasından yetişti.Çaresiz kaldığını anlayınca geriye doğru hafifçe açılıp bir yumruk salladı.Kemal ağanın oğlu yerinde titredi,sallandı ama yere düşmedi.Genç ,o toparlanıncaya kadar asfalta uyarak kaçtı.Oğlu bir minibüs tutup babasını doktora götürdü.Bir saat sonra Kemal ağa gözü sarılı olarak geldi.Oradakilere: —Ne olduysa on bin liraya ve gözüme oldu? dedi.İsmet isminde muzır ve şakacı birisi: —Kemal Ağa o genç geri gelse ne yaparsın? diye takıldı.Kemal Ağa:—Git yahu, elin delisine uyulur mu? Dedi. GÜLE GÜLE OSMAN EMMİ GÜLE GÜLE! Genç, Osman Emmi ile birlikte Seyhan Nehrinin kıyısında piknik yapmaktadır. Hava çok sıcak olduğundan bizim Osman Emmi serinlemek için suya dalar. Bir süre sonra akıntıya kapılır. Gencin, kendisini kurtarması için yardım çığlıkları atar. Genç yüzme bilmemektedir. Çaresiz kalır. Osman Emmiyi kurtarmak için elinden bir şey gelmediğini anlayınca:—Güle… Güle… Osman Emmi, Güle güle. Der. KISA… KISA… Öğretmen Türkçe dersinde şimdiki zaman konusunu işlemektedir. Öğrencinin birisine şimdiki zaman “–yor” ekini bir türlü söyletemez. Çünkü Kırşehir ve yöresi halkı “-yor” ekindeki “ r” harfini yutar,”-yo” derler. Geliyom, okuyom, gidiyom vb gibi. Son derste öğretmen öğrenciye “Tahtaya yüz kere gidiyorum yaz, sonra eve git, kimse silmesin, sabah gelince kontrol edeceğim.”Der. Öğrenci tahtaya yüz kere gidiyorum yazar. Altına da bir not düşer.”Öğretmenim ödevimi yaptım. Şimdi eve gidiyom."Der. KISA BİR HİKÂYE Yetiştirme yurdunda büyümüştü.Çocuk yasta annesini ve babasını kaybetmiş yetiştirme yurduna düşmüştü.Evlenme çağı gelince evlendi.Mutlu bir yuva kurdu.Tüm çabası ailesini geçindirmekti.Çok sıkıntılar çekmişti.Başka bin şeyde gözü yoktu.Kendisine küçük çapta bir ayakkabı tamir yeri açtı. Tamirhanenin bir bölümünde de birkaç ayakkabı bulunduruyordu.Buradan kazandıkları ile ailesini geçindiriyor,birazda birikim yapıyordu.Kısa bir süre sonra bir miktarda borçlanarak şehrin dış mahallesinde bir daire satın aldı.Kendi yağı ile kavruluyor geçinip,gidiyordu.Bir gün aksam üzeri dükkanı kapatmak için hazırlık yapıyordu.Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu.Dükkanı kapatıp dolmuşa binerek evine gidecekti.Birisi içeri girdi.Ayaklarında çorap vardı.Ayakkabıları yoktu.Yağmurdan sırılsıklam olmuştu.Konuşması ve kıyafeti varlıklı birisine benziyordu.Bir çift ayakkabı istedi.Esi ile kavga ettiğini,ayakkabılarını ve para cüzdanını almaya vakit kalmadan evini terk ettiğini söyledi.Gururlu birisine benziyordu.Esinin konuşmalarına dayanamayıp kendisi evi terk etmişti.Cüzdanının yanında olmadığından parasını veremeyeceğini söyledi.İlerde paranı veririm dedi.Ayakkabıcı hiç tereddüt etmeden bir çift ayakkabı verdi. sıkıntının ne olduğunu biliyordu. Adam ayakkabıları alınca dükkandan ayrıldı.Ayakkabıların parası o günkü kazancıydı.Bugünde boa çalışmış olurum canım sağ olsun diye kendi kendisine mırıldandı. Bir gün iki arkadaşı ile birlikte felekten bir gün çalmak için deniz kenarında bir lokantaya gitti.Masaya oturdular.Yemek menüsünü gözden geçirdi.Cebindeki paranın miktarını biliyordu.Ona göre hareket etmeliydi.Yemekler söylendi.Deniz kenarına gidilir de içki içilmez mi?.Birer de içki söylediler.Bu yediklerimiz ve içtiklerimize cebimdeki para yeter diye aklından geçiriyordu.Biraz fazla giderlerse cebindeki para yetmez,arkadaşlarına karsı mahcup olurdu.Bir müddet sonra kendileri söylemedikleri halde yemekler ve içkiler geliyordu.Arkadaşlarının yanında yeter artık deme fırsatı bulamadı.Bir ara bir fırsatını bulup, garsonun kulağına yeter kardeşim daha bir şey getirmeyin diyebildi.Hesap bayağı kabarmıştı.Bunu nasıl ödeyebilirim diye düşünüyordu.Yediği de canına sinmemişti.
Hesabın daha fazla büyümemesi için kalktılar.Hesapların ödendiği masaya yaklaştı.İçinden çok korkuyordu.Allahım cebimdeki paradan fazla hesap istenirse ne yapabilirim diye düşünüyordu.Garson hesaplarınız ödendi dedi.Adam nasıl olur ,kim ödedi diye itiraz etti.Arka taraftan bir beyefendi yaklaştı.Hesaplarınızı ben ödedim dedi.Lokantanın sahibiydi.Kardeşim benim hesabı siz neden ödediniz diye cevap verdi.Lokantanın sahibi ayakkabıcıyı tanımıştı.O yağmurlu havada beni hiç tanımayıp tereddüt etmeden ayakkabı verdiğiniz kişi bendim dedi.Bir fırsatını bulup sizin paranızı ödeyemedim.Biraz sohbet ettiler.Daha sonra lokantacı onların nereye gideceklerini sordu.Kendi arabası ile onları evine gönderdi.Ayakkabıcının yaptığı iyilik bir gün karşısına çıkmıştı.
HALKIN DİLİYLE... ÇETELERİNİN MEZALİMİ Çocukluğum, ... çetelerinin mezalimini yaşayan ve hayatta olan bir çok kişi ile bir arada geçti.Uzun ve soğuk geçen kış gecelerinde, yaşlılarımızın yaşadığı ... çetelerinin mezalimine ait gerçek olayları dinleye dinleye büyüdük.İnsanlar çirkin olayları bazı benzetmelerle anlatırlar.Cin gibi insan,şeytan gibi adam,aslan çoçuk vs. Ya da bazı anneler çocuklarını korkutup susturmak için "Rahat dur, öcüye teslim ederim,öcü geliyor" derler. Yörede ise insanlar birisinin zalimliğini anlatmak için onu “... çetesi” diye tanımlayarak,onun ne kadar zalim birisi olduğunu ifade ederler.Demek ki ... çetelerin ne kadar zalimlik yapmış oldukları yöre halkının bilincinde o kadar derin iz bırakmıştır.Şimdilerde anlatılan ... ÇETELERİ MEZALİMİ ÜÇÜNCÜ BİR KAYNAKTAN NAKLEDİLMEKTEDİR.Bunu yaşanlar bilir. Büyük kayınpeder Arif onbaşı (köy halkı öyle hitap ederdi) çocukluğumda hayattaydı.Bizzat onun ağzından duydum.... çeteleri ,köyde birisi kendisi olmak üzere, üç kişiyi yakalamış,beraberlerinde Erdavut Dağına götürüyorlarmış.Çaresizlik içinde çeteler arkada onlar önde yürümeye devam etmişler.Çetelerin niyeti belli.Öldürmek.Penek Gediği denilen mevkiye kadar gitmişler.Arif Onbaşı kafasında kurtulmanın planlarını yapmaktadır.Ayakkabısının ipini (bağını) bağlamak süsü vererek, bir an çetelerin arkasında kalır.O anda son umutla hızla uçuruma aşağı koşmaya başlar.Arkasından kurşunlar yağar. Çalılıklar içinde zigzaglar çizerek koşmasına devam eder.İzini kaybettirir.On beş dakika sonra iki el silah sesi duyulur.Çetelerin elindeki diğer iki kişi öldürülmüştür.
Yöre kırk yıl Rus işgalinde kalmasına rağmen ,... çetelerinin yaptığını Rus askerleri yapmamışlar. ... çeteleri gibi acımasız ve merhametsiz davranmamışlar.Savaş kuralları içinde hareket edip,bölgeyi hakimiyetlerine geçirince de sivil halka ,çocuklara ve kadınlara eziyet ve işkence yapmadıkları gibi yollar köprüler yaparak yöre halkına hizmet etmişler. .... yedi yüz yıl Türk halkı ile yan yana yaşadı.Aramızda hiç bir sorun olmadığnı tarihlerden okuyoruz.Şenkaya ve Oltu yöresindeki ...., diğer yörelerde olduğu gibi , verimli topraklar ve zengin su kaynaklarına sahip köylerde yaşarlarmış.Penek,Pancırot köyleri gibi.Nerede kırsal, verimsiz bir dağ köyü varsa orada Türkler yaşarlarmış.Ticaret ,zenginlik,mal ve mülk onların elindeymiş.Hiç bir rahatsızlıkları ve şikayetleri olmamış.Gerçekten Türklerin, bazılarının iddia ettiği gibi kötü niyetleri olsaydı,böyle rahat yaşabilirler miydi? Yemene,Trablusgarba,Viyana kapılarına kadar dayanan Türk halkının , böyle bir kötü niyeti olsaydı , içinde bir avuç... çetesini barındırır mıydı? Türklerin ve sahip oldukları dinin özünde mertlik vardır.Mazluma,misafirine ve güçsüze ve azınlıklara sahip çıkar,onun yanında yer alır.Savaşta bile sivil halka,esirlere bir misafir gibi davranır.Soruyorum size,yaşadığınız köy, şehir veya apartmandaki komşularınızdan memnun değilseniz,onların baskı ve zulmü varsa, orada yaşamaya devam eder misiniz? Satarsınız oturduğunuz evi, kafanıza uygun başka bir yere taşınırsınız.... Türkler yedi yüz yıl birlikte yaşadılar bir şey olmadı da son yüz yılda mı oldu? Ben bu safsatalara inanmıyorum. Aklı selim .... vatandaşlarımız da inanmıyor diye düşünüyorum. Buna inanan zavallılara da acıyorum.Ne zaman ki Rusya’da Bolşevik ihtilali çıkmış,Ruslar bölgeyi terk etmiş,Kurtuluş Savaşında Türklerin içinde bulunduğu durumdan yaralanarak, yerli ve yabancı destekçilerin de yardımıyla ... çeteleri oluşmaya ve baş kaldırmaya, içlerinde taşıdıkları kin ve nefreti kusarak sivil halka, çocuk ve kadınlara merhametsizce ve acımasızca zulmetmişler.Bu çeteler kadınları,çocukları ve halkı katletmişler.Şimdi ise bu çeteler gibi düşünen uzantıları kendi yaptıklarını başkalarına mal etme çabası içinde olduğunu izliyorum. ... çetelerinin genelde kadın ve çocukları katletmekten zevk aldıkları yöre haklının dilinde dolaşmaktadır.Anasının kucağında bulunan çocuk, ... çetelerini görünce, sevildiğini sanıp, gülümsemeye başlar.... çetesi elindeki süngüyü çocuğun karnına saplar.Çocuk annesinin gözü önünde gülümseyerek can verir. Çeteler o kadar kin ve nefret içinde imişler ki hamile kadınların karınlarına süngü saplamaktan zevk aldıkları anlatılmaktadır.Çeteler yöreden, kaçamayan masum yaşlı ,kadın ve çocukları , Penek köyünde toplayarak , bir samanlığa doldururlar. Kaçakaç dedim. “KAÇAKAÇLIK” kelimesi halkın diline yerleşmiştir.O zamanki yaşanılan olaylar anlatılırken “kaçakaçlıkta” diye başlanır.... çetelerinin baskını ve Rus işgali genelde doğudan geldiği için,baskını haber alan yöre halkı taşınabilir mallarını yanlarına alarak, batıya doğru kaçarak ,düşmandan kurtulmaya çalışırlar.Hatta o zaman kağnı arabalarına eşyalarını yükleyerek İç Anadolu bölgesine kadar gelenler vardır.Çeteler samanlığın üzerindeki bacadan bir varil zift döker ve ateşe verirler.İçeride bulunanlar feryatlar içinde çatır,çatır,cayır cayır yanarak kül olur.Bu çetelere yakalanmayıp, yamaçtaki kayalıklara gizlenerek kurtulan ve o zaman bir çocuk olan birisi tarafından anlatılmıştı. Barik Köyünde yine... i çeteleri yöredeki köylerin ileri gelenlerini toplayarak, meydanda (harmanlıkta) yan yana dizerler. Her şahsın karşısına bir silahlı çete geçer.Komutanlarının emrini beklerler.Bir anda silahlar ateşlenecek,bu insanlar katledilecek.O anda dört nala gelen bir atlı fark edilir.Bu bir ... çetesi üyesidir. ... bozguna uğramıştır..... bozguna uğradığını çetelere haber verecektir. Bunu duyan çeteler emellerine ulaşmadan hızlıca orayı terk ederler.Böylece bu insanlar kurtulmuş olur.Onların arasında bulunan ve kurtulan birisi tarafından anlatılmıştı. Bunlarda sağ duyu sahibi .... vatandaşlarımızın hiç bir bir suçu yoktur.Çünkü onlarda yüzyıllar boyu ,birlikte ,yanayana ,sorunsuz iki komşu olarak yaşadığımızın bilincinde olduklarını biliyorum.Sözde, ... hakkını savunduğunu sanan ve yabancı güçlerin tahriklerine kanan bir avuç zavallı çetenin yaptığı çirkin olaylardır.Bu yapılanları hiç bir zaman bir aklı selim bir .... vatandaşımız tasvip etmemiştir ve etmez diye düşünüyorum.Yaşadığı ülkenin nimetlerinden,zenginlik kaynaklarından sınırsızca yaralanan hiç bir kimsenin böyle düşünceler içinde olacağını zannetmiyorum.Belki de bahse konu bu ... çeteleri bize yaptıklarınını kendileri gibi düşünmeyen o tarihte yaşayan .... vatandaşlarımıza da yapmışlardır.Kim bilir. FIKRA *******4*********** Temel ile Cemal banka soyuyorlarmış. Polislerin geldiklerini görünce hemen kaçmaya başlamışlar...Polisler de arkalarından durun kaçmayın oro... çocukları diye bağırmışlar. Cemal Temel ‘e dönerek: -Ula Temel penu tanidular,penu pirak sen kaç demiş... İngiliz "Golf için bir sopa, bir top ve bir delik gerekir. Bende bir sopa var." demiş. Fransız "Bende de bir top var." demiş. Temel; biraz düşünmüş "Ben oynamıyorum." demiş. Temel Avustralya’ya devekuşu avlamaya seyahate çıkıyor. Orada malzemelerin hazırlayıp maceraya atılıyor. Bir virajı dönünce bakıyor 10,15 tane devekuşu. hemen arabayı durduruyor. FIKRA *******6*********** Japon'un biri Rize'de bir kahveye girmiş ve herkese kafa tutmuş: - Var mi aranızda delikanlı, varsa cıksın dışarı! Tahmin edeceğiniz üzere Temel kapıya doğru yürümüş. - Çıkıyorum ulan, görelim bakalım erkekliğini! Birkaç dakika sonra Temel ağzı burnu dağılmış kahveye geri dönmüş. Peşinden de Japon kasılarak içeri girmiş. Temel'i göstererek söylenmiş: - Kore - Teakwon Do! Ertesi gün Japon yine gelmiş. Yine meydan okuma. Yine Temel'den rest. Ve birkaç dakika sonra kapıda yine ağzı burnu dağılmış bir Temel! Ve peşinden kasılarak yaptığı oyunu açıklayan Japon: - Cin - Kung Fu! Ertesi gün yine ayni hikaye: dayak yemekten ayakta duramaz hale gelmiş Temel ve her gün değişik bir stil kullanan Japon: - Japon - Karate! Ve bir sonraki gün Japon yine kahveye gelip, yine herkese kafa tutmuş. Japon un restini gören yine Temel olmuş. Birkaç dakika sonra herkes sürati dağılmış bir Temel beklerken bu defa Japon her tarafı kanlar içinde kapıda belirmiş! Temel de hemen arkasından gelmiş, Japon'u göstererek gülümsemiş: Toyota - Kriko! FIKRA *******8*********** Bir gün Temel bara gitmiş. Barmenden bira istemiş. Birasını bitirip hesabı sorunca barmen 26 bin lira demiş. Cebinden 26 tane metal 1000 liralık çıkartıp barın üstüne üst üste koymuş. Tam barmen paraları alacakken bir hareket ile bütün parayı yere saçmış. Barmen küfrede küfrede toparlamış paraları. Ertesi gün Temel tekrar aynı bara gelip olayı tekrarlamış, paraları yere saçılmış. Üçüncü gün barmen arkasında bodyguardı ile birlikte Temeli beklemiş. Temel gelip tekrar bir bira istemiş. Bu sefer cebinden 50 bin liralık bir banknot çıkartmış. Buna çok sevinen barmen paranın üstünü 24 tane 1000 liralık bozuk para olarak barın üstüne koymuş. Ufak bir kol hareketi ile de hepsini yere saçıp "Buyurun paranızın üstü" demiş. Temel hiç bozuntuya vermeden cebinden 2000 lira çıkarıp yere atmış ve "Bir bira daha ver" demiş. FIKRA *******9*********** Adamın teki, bir gökdelenin en üst katında barda içiyormuş. Yanına yakışıklı bir adam gelmiş. Beraber içerlerken, sonradan gelen adam demiş ki "Bak demiş, ben şimdi bu binanın tepesinden atlayacağım ve 5.kata gelince durup içeri gireceğim." 100 dolara bahse girmişler. Adam hakikaten atlayıp 5. kata gelince durup camdan içeri girmiş. Hayretler içinde kalan adam 5 dakika sonra adamı tekrar yanında bulmuş. Biraz daha içince adam tekrar " Bu sefer demiş atlayıp 3. kata gelince içeri gireceğim varmısın bahse demiş" Tekrar 200 dolara bahse girmişler ve adam koşup atlamış ve tekrar 3. kattan içeri girmiş. Hayretler içinde kalan bizim adam içmeye devam etmiş ve zil zurna sarhoş olmuş. 5 dakika sonra adam yanına gelince büyük bir cesaret ile "Ben de demiş şimdi atlayıp 1. kattan içeri gireceğim" Bizimki koşup atlamış ve yere çakılıp gebermiş. Yukarıda barmen adamın içkisini tazelerken "Bugün çok adisin Supermen" demiş. FIKRA *******10*********** İngiltere´de bir hayvanat bahçesinde soyları tükenmekte olan bir çift goril kalmış. İnsanlar bunları çiftleştirip soylarını kurtarmaya çalışıyorlarmış ki erkek goril birden ölmüş. Ortalık birbirine girmiş. Gazetelere ilanlar verilmiş ve dişi gorile bir es bulana büyük ödüller vaat edilmiş. Kimsenin elinden bir şey gelmiyormuş. Herkes çaresiz çaresiz otururken bir Türk cıkmış ve bu isi halledeceğini ancak 50 bin dolar istediğini söylemiş. Hemen kabul etmişler. Türk uçağa atlamış önce İstanbul’a sonra da Ankara’ya gelmiş. Ankara´da otobüse binmiş, Pozantı yolu üzerinde bir kahvede inmiş. Kahveye girmiş bakmış bir suru kamyon şoförü oturuyor. Hepsine söyle bir alıcı gözüyle baktıktan sonra bir tanesine `Sen gel´ demiş. Adam gelmiş, bizimki de ona durumu anlatmış.Böyle böyle bir durum olduğunu, gorile bir es aradığını ve adamın bu is için çok uygun olduğunu ve bunun bedelinin de 40 bin dolar olduğunu söylemiş. Kamyoncu düşünmek için 1 saat mühlet istemiş. 1 saat sonra dönmüş ve demiş ki : `Tamam kabul ediyorum ama 3 şartım var. 1. Hayvani dudaklarından öpmem. 2. Doğacak çocuk erkek olursa babamın adini koyarım. 3.40 bin dolarım yok. Taksit öderim.Sonunda o meşhur gün gelir çatar. Doktor hastasına güne değin yapılan tahlillerin sonuçlarını açıklayacaktır. "Size bir kötü, bir de daha kötü haberim var," der doktor. "...nce kötü haberi vereyim. Test sonuçlarına göre 24 saatlik ömrünüz kalmış." Adam yıkılır. "Hayır olamaz. Buna inanamıyorum... Fakat, bundan daha kötü nasıl bir haber olabilir?" Doktorun yanıtı kısa olur:"Dünden beri size ulaşmaya çalışıyorum. | ABDİUŞAĞI KÖYÜ FIKRASI
Kırşehir’in Abdiuşağı Köyü kendisine has fıkraları ile ünlüdür.Bundan otuz- kırk yıl önce Abdiuşağı köyü ve civar köylere ulaşım oldukça zordu.İlçede işleri olanlar genellikle traktörlerle yolculuk yaparlardı.Yine bir gün köylüler traktörün römorkuna dolarak ilçe yoluna düşerler.Traktörün şoförü Çiçekdağı’na gelince, traktörü bir kenara çeker.Arkaya dönüp yolcuların inmesini ister.Arkaya döndüğünde bir de ne görsün?.Römork ve yolcular yoktur.Acaba bunlara ne oldu? Der. Nerede ve nasıl kaybolduklarını bilemez. Aramak için geri döner. Tahminen yedi kilometre geri gittikten sonra römorku yolun kenarında bulur. Hacıhasanlı Köyü yakınındaki tepede römork traktörden ayrılmış, yolcuları kenardaki çalılıklara savurmuştur. Bunu şoför hiç fark edemez, her bir yolcuyu çalılıklar arasında inler vaziyette bulur. Toplar ve hastaneye götürür. SIRF GİTMİŞ OLMAK İÇİN GİTMEK Asker Dayı köy bekçisidir. Muhtar asker Dayıyı köy meydanında görür. Nahiyede yapılacak bazı işler vardır. Ona “Yarını nahiyeye git, gel “der. Bizim Asker Dayı sabahleyin erkenden kalkar. Muhtarla görüşmeden nahiyeye gider. Biraz dolaştıktan sonra geri köye gelir. Muhtar ikindi leyin onu yine meydanda görür.”Asker sen nahiyeye gidecektin, neden gitmedin” der. Asker Dayı “gidip geldim ya” der. HAYVAN İÇGÜDÜSÜ Japonya’da birisi sekiz yıl önce yaptırdığı evinin bir bölümünü tamir ederken bir kertenkelenin çivi ile çakılmış olduğunu görür. Kertenkele tam ortasından çivi ile çakılı olduğu halde yaşamaktadır. Bunu merak eder. Kertenkeleyi izlemeye alır. Gördüğüne inanamaz. Başka bir kertenkele ağzı ile getirdiği yiyeceklerle onu beslemektedir. Çivi ile çakılı kertenkele diğer bir kertenkelenin getirdiği yiyeceklerle sekiz yıl hayatta kalmayı başarmıştır. İnsanlar şöyle gruplandırılabilirLaf üretenler…..İş üretenler……Hem laf ve hem iş üretenler…..Hem laf ve hem iş üretemeyenler…. “Lafla“ İlgili Özlü Söz ve Deyimlerden BazılarıKişinin aynası iştir, lafa bakılmaz. Laf lafı açar.Laf üretme ,iş üret.Boş teneke tıngıldar (yöresel-boş laf konuşanlar için söylenir).Kuru gürültü etme.Lafazan (yöresel-ağzı bol laf edenler için söylenir).Ağzı laf yapar. KAFAYA BAKMA! YAKAYA BAK! Bundan yıllarca önce Kırşehir’in bir kasaba ortaokulunda öğrenci koşarken ayağı merdivene takılır ve düşer. Kafası yarılır. Kafasından birkaç damla kan gömleğinin yakasına akar , yaka leke olur. Okul müdürü ilk yardımı yapar. Yara biraz derin olduğundan çocuğun babasını çağırır. Çocuğu doktora götürmesi gerektiğini söyler. Çocuğun babası bir çocuğa bir de okul müdürüne bakar: —Hoca kafayı bırak, yakaya bak. Bu yaka ne olacak, yaka? Der. TOSYA’YA PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK Komşu Evbakan köyünden rahmetli Hasan Dayı ile Niyazı Dayı kavlak getirmek için Gülveren Köyü sınırları içinde bulunan Üçtaş ormanına giderler.Kavlağı bilmeyenler olabilir.Kavlak,ormanda kendiliğinden kuruyan ve ayakta duran çam ağacıdır.Ormanın içinde,çamların arasında küçük bir düzlüğe,kağnı arabalarını bırakırlar.Kağnıya öküzler koşuludur.Ormanının aşağılarına iner ,kavlak aramaya başlarlar.Burası senin,burası benim derken epey yol alırlar.Önlerine küçük bir dere gelir.Derenin içinde bir takım kağnı arabası tekerleği görürler.”Kavlak bulamadıysak tekerlek bulduk ya “ derler.İnelim aşağıya tekerleği çıkaralım diye birbirleriyle konuşurlar.Aşağı inip,tekerleği yuvarlayarak çıkarmak isterler.Bu yorucu olduğundan başaramazlar.İki tekerleği birbirine bağlayan ortadaki mazıyı kesip çıkarmayı karalaştırırlar.Mazıyı ortasından kesip,tekerleğin birini Hasan Dayı diğerini Niyazı Dayı alır.Büyük zahmetler içinde yukarı kağnı arabasının bulunduğu yere çıkarırlar.Bir de ne görsünler? Kestikler tekerlekler kendi kağnılarının tekerleği olmasın mı? Arabanın yanında başka bir kimse bulunmadığından,öküzler arabayı hareket ettirip,tekerleklerin çıkmasına ve dereye yuvarlanmasına sebep olmuşlardır .Arabayı köye götürmek için mazı gereklidir.Akşam olmak üzeredir:Başka çarelere olmağından hemen oracıkta bir mazı yaparlar.Tekerlekleri mazıya takarlar.Mazı balta ile yapıldığından kaba olmuştur.Kağnı arabaları giderken kendilerine has bir ses çıkarırlar.Bu mazı yeni olduğundan çok acayip bir ses çıkarır.Verintap mevkiine yaklaştıklarında mazının tren sesini andıran cızıltısı ta uzaktaki köylerinden duyulmaya başlar HIRSIZLIK Mehmet Ağa çiftçilik ve hayvancılık yapmaktadır. Anayol kenarında bulunan köyde yaşamaktadır. Yüz civarında koyunu vardır. Koyunlarını ve diğer hayvanları evinin yanında bulunan büyükçe bir ahırda barındırmaktadır. Sıkça görülen hırsızlık tehlikesine karşı önlemini alır. Ahırın yanına birkaç azgın köpek bağlar. Ahırını korumaya aldığını düşünür.Hemen yanı başındaki evinde yaşar. Bu hayvanlara göz koyan hırsız kamyonla gelir. Gece saat üç-dört sularıdır.Köpekleri ,içine koyduğu uyuşturucu madde bulunan yiyecekle uyutur.Ahırın bir duvarında açtığı delikten içeri girer.Hayvanları tek tek kamyona yükler.Kamyonu çalıştırır.Ana asfalta varmadan bir aksilik olur.Kamyon çamura saplanmıştır.Kamyonu bir türlü çamurdan çıkaramaz.Çaresizlik içinde koyunların sahibinin evinin kapısını çalar.Arabasının çamura saplandığını,traktörle çamurdan kurtarmasını ister.Adamın bir şeyden haberi yoktur.Traktörünün çalıştırır.Çamura saplanan kamyonu çekerek asfalta çıkarır.Arabanın üzeri çadırlıdır ve koyunlar içeridedir.Hırsız ev sahibine teşekkür ederek yoluna devam eder.Mehmet Ağa evine gidip uyur.Sabahleyin erkenden uyanır.Ahırdaki hayvanları kontrole gider.Bir de ne görsün!...Köpekler uyutulmuş,duvardan delik açılmış ve koyunlar çalınmıştır.Elini dizine vurur.Hırsızın arabasını kurtardığını ve ona yardım etiğini anlar.Ama iş işten geçmiştir.Koyunlar çoktan yerini bulmuştur. ÇEŞİTLİ FIKRALAR (Ayhan Altaş'ın sitesinden alınmıştır) FIKRA: sınav *******1*********** 4 öğrenci sabahleyin uyanamamışlar ve de matematik finalini kaçırmışlar. Ertesi gün hocalarına gitmişler, zar zor ikna etmişler, iste arabaya bindik yolda lastik patladı o yüzden kaçırdık diye. Neyse adam demiş 3 gün sonra gelin sizin 4 unuz sınav yapacağım diye... 3 gün sonra bu 4 öğrenci sınav olmak için gelir, matematik hocası bu 4 unu sınıfın köselerine birbirlerine en uzak olacak şekilde oturtur. Finali geçmek için de en az 50 almak lazımdı. Adam 5 tane soru sormuştur sayfanın önünde ki 4 tane matematik sorusu basit sorulardır ve her biri 10 puanlıktır. Kağıdın arkasındaki soru ise 60 puanlıktır ve de soru aynen şöyledir " Hangi lastik patladı ?? FIKRA *******3*********** Bizim temel ajanlığa soyunmuş ve talimatları öğreniyor. Tabi ajan olduğu için temel isminin yerine takma isim kullanmasını söyleyip takma ismini Mustafa koyuyorlar ve Temeli İngiltere’ye gönderip oradaki ajanlarla tanışmasını soyluyorlar .Bizim temel de İngiltere’ye gidiyor ve ajanların buluştuğu bir bara giriyor burada karsısına çıkan birine tanışmak için adini soruyor: Tabi İngiliz cevap veriyor: Bond, James Bond da bizimkine adini soruyor bizim temel de : Tafa , Mus tafa FIKRA *******5*********** Temel yolda yürürken bir senet bulmuş.Bakmış senedin son günü.... Ne yapacağım diye kara kara düşünmeye başlamış.Sonra gitmiş borç toplayıp senedi yatırmış.rahat bir nefes almış.Ayni şekilde bir gün yürürken yine yerde bir senet görmüş.Almış bakmış.Yine senedin son günü.Ama bu ödenecek gibi değil,çok fazla miktarda....Temel hemen sahte pasaport çıkartıp yurt dışına kaçmış.... FIKRA *******7*********** Ormanlar kral aslan ile yardımcısı tilki bir gün ormanda yürüyorlarmış. Kralın canı çok sıkılmış ve tilkiye dönüp bu sorununu anlatmış. Bunun üzerine tilkinin cevabı şu olmuş: "şimdi önümüze ilk çıkana niye şapkan yok diye soralım ardından da üstüne atlayıp iyice dövelim" demiş. Bu fikir aslanın hoşuna gitmiş ve kabul etmiş. Biraz daha yürümüşler "önlerine bir tavşan çıkmış. Aslan: Senin niye şapkan yok. Tavşan”, niye sordunuz?” Bu cevabın üstüne deminde kararlaştırdıkları gibi tavşanın üzerine atlayıp, iyice dövmüşler ve yollarına devam etmişler. Biraz ilerledikten sonra aslan tilkiye dönüp yine canının sıkıldığını söylemiş. Tilki: Bu seferde önümüze ilk çıkandan sigara isteyelim. Eğer filtreli verirse niye filtresiz yok diye döveriz. Fakat filtresiz verirse niye filtreli yok diye döveriz. Aslan bu fikri çok beğenmiş. Yollarına devam etmişler. Önlerine yine bizim tavşan çıkmış ve aslan sormuş. Aslan: Tavşan sigaran var mı Tavşan: Evet. Yalnız filtreli mi istersin yoksa filtresiz mi? Aslan bunun üzerine çok sinirlenmiş ve tilkiye dönüp Aslan: " Senin niye şapkan yok ulan? " diyip tilkiye dalmış. FIKRA: KUZEYE YOLCULUK *******2*********** Adam karisi ile birlikte doktora muayene olmaya gider. Muayene biter ve dok tor odasından çıkarak kadının yanına gelir ve "Kocanızın ölmemesini istiyor sanız su kağıda yazdıklarımı uygulayacaksınız" der 1- Sabahları güler yüzle güzel bir kahvaltı hazırlayın ve ise mutlu gitmesini sağlayın. 2- Öğleleri eve geldiğinde güler yüzle karşılayın ve güzel bir öğle yemeği ile takdir edildiğini hissettirin, böylece günün geri kalan kısmını da iyi geçirmesini yârdim edin 3- Aksamları eve geldiğinde yemek özellikle güzel olmalı. Eve gelince eline bir kadeh içki verin dinlenmesini sağlayın. 4- Haftada en az üç kere sevisin, eğer isterse daha fazla sevisin. Ve tamamıyla tatmin olduğundan emin olun. "Eğer bu dediklerimi harfiyken uygularsanız kocanızın sağlık yönünden hiçbir problemi olmayacak" der doktor. Eve geldiklerinde adam karısına sorar, "Ne dedi doktor sana? Kadın cevaplar: "OLECEKMISSIN!" |